top of page

Kötülüğün Tarihi - 12 (Germen Mitlerinde Yozlaşma ve Yıkım)

Merhaba,


Avrupa'nın kadim kültüründe Germenler kadar etkisini göstermiş başka bir toplum yoktur. Büyük olasılıkla Asya'dan buraya göç etmiş, şaman inancına sahip avcı toplayıcıdan devşirme klanlar yanlarında dinsel inançlarını da getirmişti. Gelişen toplumsal yapı, ekonomi ilişkileri ve ticaret/teknoloji bu inançlar üzerinde çok az etki yaratmıştır. Bunun temel sebeplerini Germen kozmogonisini özetlerken göreceğiz. Bu sağlam yapı bize kaçınılmaz olan yozlaşmayı; nihai ve mutlak yıkımı ve ikircikli insan doğasını, aydınlanma çağından çok çok önce anlatmıştı. Gelin Odin'i, Thor'u ve kötülük denince ilk sıraya çıkan Loki'yi beraber okuyalım.


Önce Germen kozmogonisinin kısa bir özetini verelim. Başlangıçta dipsiz bir kuyu vardı. Bundan kuzeyde soğuk ve sisli bir bölge (ölüler dünyası) ve güneyde ateşle kavrulan yakıcı bir ülke çıktı. Bunların ortasında buz ve ateş buluştu. Bu birliktelikten ilk insansı Ymir doğdu. Ymir'in çocukları oldu. Bunun paralelinde tuzlu buzdan doğan başka bir insan, bir dev kızıyla evlenip üç çocuk sahibi oldu; Odin, Vili ve Ve. Bu üç kardeş Ymir'e bir hükümet darbesi yapıp onu tahtından indirdiler. Sonra onu parçalayıp etinden toprağı, kemiklerinden kayaları, kanından denizi, saçlarından bulutları, kafatasından da göğü şekillendirdiler. Bu üç kardeş daha sonra yıldızları, göksel cisimleri ve onların hareketlerini düzenleyen döngüyü yarattılar. Böylece günlerin ve mevsimlerin döngüsü başladı.


Yaşamın altyapısı kurulduktan sonra kozmik ağaç, gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı arasındaki dengeyi sağladı. Odin'in yarattığı ilk insan çifti, kaçınılmaz yıkım Ragnarok geldiğinde bu ağaca saklanacaktı. Böylece türün devamı sağlanacak, Ragnarok'tan tanrılar bile sağ çıkamazken, bizim neslimizin devamı garanti altında olacaktı. Fakat, bu kozmik ağacın varlığı tehlike altındaydı. Kozmik dengeyi sağlamış olmasına rağmen onu yerinden etmek isteyen güçler vardı. Köklerine musallat olan bir yılan ve yapraklarını yiyen bir kartal ona eziyet ediyordu. Zamanla bu ağacın gövdesi çürüyecek, yılan kemirmesi yüzünden kökleri zayıflayacaktı;Ragnarok bu çürümüşlüğe gelecekti.


Germen kozmogonisini tekrar gözden geçirelim. Baş tanrıya karşı darbe ve devamında onun parçalanıp insanlığın yaratılmasını ilk İlkel Dinler Tarihi - 11 (Babil Yaratılış Destanı) yazısında görmüştük. Aslında çok daha öncesinde, Paeolitik dönemde ata kültü ve bununla başa çıkma yolları üzerine konuşurken; bu babanın alaşağı edilmesi konusunu bol bol tartışmıştık. Biz yine de spekülasyondan uzaklaşıp ilk resmi din tarihine bakalım; bu darbenin ilk derli toplu versiyonu Babil'deydi. Fakat, Germenlerin tapısında bir fark vardı. Onlar mitte geçen olayı bire bir tekrarlıyordu; yani doğanın yaratımı için gereken insansı tanrının parçalanması, gerçek hayatta kurban törenleriyle devam ettirilmişti. Germenler bu tanrısal davranışı aralarından gönüllü olan insanları kurban ederek tekrarlıyordu. Böylece doğal döngünün ve toplumun huzurunun sağlanması amaçlanıyordu. Mezopotamya varyantından benzer bir durum görünmüyor; mite bağlılık hayvan kurbanıyla devam etmiş ve olayın savrulmuş versiyonu Sami dinlere aktarılmıştı.


Hayat ağacı motifini ilk defa İlkel Dinler Tarihi - 5 (Şamanizm) yazısında görmüştük, daha öncesi bulanıktı. İlkel Dinler Tarihi - 9 (Sümerler-1) yazısında yukarıdaki gibi kozmik ağaca musallat olan canavarlar mitine rastlıyoruz. Fakat, yine Mezopotamya'dan farklı olarak daha pesimist ve soğuk Germen kabileleri, olayın bir trajediyle sonuçlanmasını ön görmüşler. Hayat ağacını kurtaracak bir kahraman yoktur, haliyle o çürüyecek, yozlaşacak ve sonunda yıkılacaktır. Bu da kıyametin, yani Ragnarok'un başlayacağını garantiler.


Ağaca saldıran varlıklar, bu yazı dizisinin başında konuştuğumuz primat kökenli korkularımıza atıfta bulunur. Ağaçlarda yaşayan atalarımızın canına alabilecek iki varlık vardır; ağacın gövdesinden usulca süzülüp onu zehirleyecek olan yılan; şimşek gibi üstüne çöken ve kapıp götüren kartal. İkisine de engel olmak mümkün değildir. Bu açıdan bakarsak, hayat ağacı ve ona saldıran canavarlar mitini bırakalım insanlık tarihini, primatlar dönemine kadar taşıyabiliriz. Acaba beş milyon yıllık bir mite mi bakıyoruz? O zaman bizi değerli kıldığını düşündüğümüz entelektüel kapasitemizin temellerini yılan ve kartal korkusu mu attırdı?


Germen kavimleri ile Mezopotamya halkı arasındaki ilişkinin sınırlarını bilmiyoruz ama etkin (siyasi veya ticari) bir ilişki pek olası değil. Haliyle bu mitlerin çok önceden kaldığını, benzerliği yüzünden bu iki uygarlığın ortak bir kültürel mirasa sahip olduklarını düşünebiliriz. İki tarafın da kökü Asya'ya ve şamanist düşüncelere bağlı gibi gözüküyor.


Doğanın yaratımında ilk tanrısal davranışın bir kurban ayini olması, hayat ağacının çürüyüp yıkılmasıyla evrenin çökmesi ve buna bağlı kıyametten sadece ilk insanların sağ çıkabilmesi; karamsar, mutsuz ve umutsuz bir inancı gösterir. Germenler için kötülük evrensel bir gerçektir ve kaçınılmazdır. Bu da doğal olarak tabiatlarına yansımış, onları tarihin en acımasız ve korkusuz toplumlarından biri yapmıştır.


Diğer inanç sistemlerinden farklı olarak, Germen mitlerinde yozlaşmaya ve yenilemeyen kötülüğe de rastlarız. Bunların odağındaki tanrı Loki'dir. O anlaşılması güç, gizemli bir varlıktır. Adına bir tapınak yada ritüel yoktur. Ehrimen veya Moloch gibi diğer kötü tanrılardan çok farklı bir çizgidedir. Sinsi ve akıllı Loki, tanrıların arkadaşı gibi davranır ama arkalarından sürekli iş çevirir. Ayrıca Ragnarok'la beraber gerçek yüzünü gösterecek, tanrılarla savaşacak, başta ünlü Heimdall olmak üzere bir çoğunu öldürecektir. Ayrıca, devlerle birlikteliğinden kurt Fenrir yada büyük yılan gibi varlıklar doğmuştur; kötücül karakteri bu korkunç canavarlarda vücut bulur. Germenlerin kahramanlarının gittiği Valhalla'ya giriş hakkı olmayanların atılacağı sonsuz karanlık ve soğuk ölüler diyarı Hel'in başında onun kızı durmaktadır. Diğer bir önemli ayrıntı (anlatılan mitlere göre) Loki'nin diğer tanrıları kolayca kandırması ve onların arkasından çevirdiği işlerdir. Büyük tanrıların eşleriyle yatmış, çocukları olmuştur.


Ata kültü ile başlayan bütün tabuları yıkan, güç sevdasındaki ataerkil toplumun bütün normlarını bozan, diplomasi ve politikanın acımasız bütün silahlarını ustalıkla kullanan Loki'yi kim durdurabilir?

Beyni eriyip küçülmüş, kaslı, sabırsız ve cahil Thor ve ardılları mı?


Germen kavimleri (özellikle modern kültürde parlayan Vikingler başta olmak üzere) yıkıcı silah ve savaş gücüyle ön plana çıkmıştır. Bitmek bilmez akınlarıyla Roma başta olmak üzere adına uygar diyebileceğimiz bütün medeniyetleri köklerinden sallayıp, beklenmedik değişimlere sebep olmuşlardı. Peki böyle bir toplumda Loki'nin işi neydi? Bu düşünce tarihinin önemli problemlerinden biridir. Benim gibi bir amatörün yapabileceği tek spekülasyon; Loki'nin aşırı sert bir toplumsal yapı ve muhafazakarlığa karşı özgür düşüncenin cevabı olduğudur. Diğerleri bağrış çığrış savaşta, seferde, akında, yağmadayken o arkada kalır. Bu zalim, güçlü ve "yenilmez" liderlerin karılarıyla iş pişirir. Ne silah taşır, ne mücadeleye girer. Görünen, kendisinde kötülüğü andıracak yada korkutacak hiçbir kusur yoktur ama tohumları dehşet saçar. Diğerleri kas gücüyle oraya buraya savrulurken, o sadece aklını çalıştırıp hepsini tefe koyup çalar. Mitlerin hiçbirinde Loki'nin sonu gelmez, çünkü tanrılar onun ne işler peşinde olduğunu anlamaz. O, olabilecek en tehlikeli şeytandır.


Kötülüğün zulmü bir türlü durdurulamadığı için benzer bir prototip Mezopotamya'da da çizilmiş olmalı. Ama böylesine etkili bir şeytan prototipi Stockholm Sendromu yaratacak bir etkiye sahiptir; muhtemelen rafa kaldırıldı ve bizim süklüm püklüm cennetten kovulmuş ızdırap içindeki şeytanımız kaldı geriye. Bu konuya yazı dizisinin devamında döneceğiz.


Loki'nin çocuklarından birisi kurt Fenrir önüne geçilmez bir güce sahipti. Tanrılar onu durduramayacaklarını biliyorlardı. Onu alt etmek için aralarında bir oyun kurup Fenrir'i çağırırlar. Fenrir, tuzaktan şüphelenip tanrılardan birinin garantisini ister; o istenen yere geldiğinde seçilen tanrının elini ısıracaktır. Böylece ona bir oyun oynanırsa, elini veren tanrı bir daha geri alamayacaktır. Tyr elini kaybedeceğini bile bile buna gönüllü olur. Fenrir, Tyr'i ısırır ama diğer tanrılar o sırada görülmeyecek derece ince ama büyüyle sağlamlaştırılmış bir kayışla onu bağlarlar. Fenrir öfkeyle Tyr'in elini koparır ama geç kalmış sonsuza kadar tutsak kalacaktır. İnsanlar arasında böyle hile hurda olur; ama aşkın varlıklar, hele hele tanrılar nezdinde böyle şeyler kabul görmez. Böyle bir oyun, egemen tanrının belirlediği hukuk ilkelerini bozar ve yozlaşmanın yolunu açar. Fenrir'e kimse onu yakalamak için bir oyun hazırladıklarını söylemez ve o da herşeye rağmen elini ısırdığı tanrıyla yaşam garantisini alınca gelir, fakat sonu kendisi için hüsran olur. Mutlak ahlakın timsali ve simgesi olarak görülen panteonda böyle işlerin çevrilmesi, tebaanın yozluğunun olağan karşılaması için bir çıkar yoldur. Haliyle yine bize pompalanan sözünün eri Viking prototipi kendi içine çöker ve daha inandığı tanrıların bile sözünü tutamadığı, zaman ve mekana göre bunun değişebildiği; aslında esas olanın politika olduğunu ve sosis yapmaktan farklı bir şey olmadığını gözler önüne serer.


Germen kültürüne baktığımızda bir çok havalı ve gürültülü savaş mitinden çok ilgimizi bu yukarıdaki yıkım, karanlık ve yozluk çekiyor. Özünde aradığımız şey kötülüktü ve Germenler zamanlarının çok ötesine gidip bunu insana, onun biricik varlığına yüklemişlerdi. Sami dinlerin yayıldığı "medeni" dünya bunu ancak 19 yy'da görecekti. Germenlerin mitleri bize yeni nesil dizilerde gördüğümüz; çeşit çeşit, kabile düzeninden parlamenter rejime kadar; her türlü politik manevraya bağlı entrikayı, benzer bir dansla göstermiyor mu? Yozlaşmaya mahkum düzenler, rejimi içeriden çürüten iblisler, rakipleriyle başa çıkamayınca normlarına rağmen hile hurdaya sapan "çok medeni" insanlar, ahlakın zaman ve mekana göre bükülebilmesi...


Germenlere barbar demek kolay ama aramızda ne kadar insan bu net gerçeği, kökenimizi kendine itiraf edebiliyor?


Çok basit bir soruyla yazıyı kapatmak istiyorum; gece saat 2 gibi bir trafik lambası kırmızıya yandı. Etrafta kimse yok, durur musunuz?


Saygılar


bottom of page