top of page

Kötülüğün Tarihi - 7 (Antik Yunan'da Kötülük-1)

Merhaba,


Serimizin bu bölümünde Antik Yunan inancında kötülüğün yerini inceleyeceğiz. Bunun için İlkel Dinler Tarihi-15 (Yunan Mitolojisi-1) yazısında üstünde durduğumuz kozmogoni ve yaratılış mitlerini ele alarak başlamalıyız. Evrenin yaratılışı, (dönen gök kubbeler gibi) bileşenleri; yaşadığımız dünyanın ortaya çıkması; canlılık, çeşitlilik ve nihayet biz insanların nereden geldiği hep bu mitlerde anlatılır. Hayatı tam anlamıyla resmetmek için karanlığın, kötülüğün, bilinmeyenin, ötekinin, korkulanın da bunun parçası olması gerekir. İşte Antik Yunan düşünürleri bunu hesaba katmış, inanç sistemi ve düşüncelerinde kötüye de önemli bir yer vermiştir. Haydi biz en başa dönelim ve kötülüğün anasıyla başlayalım.


Antik Yunan düşünürleri kötülüğün kaynağını karanlıkta görürler. Karanlık onlar için aşkın bir varlıktır, kadim ilklerdendir. Hesiodos, Theogonia'da ona bir isim verir; Nyks. Onu tanımak için evrensel yaratıma dönmeliyiz; ilk varlık Khaos'tan önce Gaia, sonra Erebos'la Nyks doğar, çıkar. Erebos yer altında, Nyks yer üstündeki karanlıktır, gecedir. Erebos'la Nyks'in çiftleşmesinden birçok ışıksal varlık doğar. Bu bakış açısı o günün koşullarına göre oldukça ilericidir; karanlıktan ışık doğar ama onu yok etmez. İkisi beraber hareket eder ve birbirlerini tamamlarlar. Fakat, bu bakış bizi düalist bir inanca götürmez; aydınlıkla karanlık arasında bir denge vardır ve birbirlerine karışmazlar.


Nyks de bu çerçevede, aydınlıkla işini bitirip kendi gündemine geri döner ve bir bir karanlığın çocuklarını doğurur. Ölüm, yıkım, salgın, her türlü bela onun sonucudur. Aralarında Hypnos (Uyku) ve Oneiros (Düş) gibi varlıkların olması ilginçtir. Antik Yunan inancında uyku ve onun tesirinde gördüğümüz hayallerin kökeni iyi değildir. Buradaki bağlantı, (Neolitik çağ ve öncesinden kalan) ölümün tam olarak anlaşılamamış olması ve onun bitmeyen bir uykuya benzemesi olabilir. Ayrıca kabuslar ve uyku felci gibi olgular da düşlerin pek de iyi görülmemesini sağlamıştır. Kötüye hiç yormasak da, düşlerin üstümüzde negatif bir etkisi olabilir; bilincimiz düşü kabul etmez, onu tekinsiz bulur.


Uyku ve düşü ayırsak bile geriye kalanlar gerçek bir dehşet takımıdır. Örneğin, öç tanrıçası Nemesis, kavga tanrıçası Eris, gaflet tanrıçası Ate gibi. Bunlar insanın üstüne gerçek anlamıyla çökerler ve elimizde avucumuzda ne varsa almadan yakamızı bırakmazlar. Böyle olduğu bilinir, ama neden olduğu bilinmez. Koskoca tanrıçaların bizimle ne derdi vardır? Bu konuya birazdan döneceğiz. Biz şimdi biraz daha erişilebilir, fantastik varlıklara bakalım.


Nyks ve çocuklarından sonra en çok bilinen varlıklar canavarlardır. Bunların başında Ekhinda adında bir ejderha gelir. Güzel bir kızla yılanın birleşiminden oluşan, yer altında yaşayan bir canavardır. Kendisi kadar azman bir varlık Typhon'la çiftleşip, Yunan mitolojisinin en ünlü kötü karakterlerini yaratır. Hades'in kapısını tutan çok başlı köpek Kerberos, Prometheus'un karaciğerini yiyen kartal, bataklık canavarı çok başlı Hydra, aslan/keçi/yılan karması Kimera, aslan/kuş/kadın karması Sfenks gibi... Bu cehennem köpekleri ve canavarlar mitolojide bol bol kullanılmış, hatta günümüze kadar da edebiyat ve diğer sanat dallarında etkisini hissettirmiştir. Belli başlı hayvan türleriyle insanın karışımından oluşan bu varlıklarda bazı ortak noktalar görürüz. Örneğin, canavarların önemli bir kısmı kadındır. Üç kötü tanrıçaya, en azılı canavarların dişi olmasını ekleyip şimdilik park ediyorum.


Canavarların hayvani taraflarında öncelikle yılanı görürüz. Yazı dizimizin başında değerlendirdiğimiz gibi yılan korkusu primat atalarımıza kadar gider, bunun için canavarların yılan kökenli olması doğal görülebilir. Fakat, Antik Yunan'da köpeğin canavarlaşması aynı şekilde değerlendirilemez. Neolitik Çağ'la beraber evcilleştirilen köpeklerin, Antik Yunan'da canavarlaşması farklı bir şekilde ele alınmalıdır.


Bildiğiniz gibi köpekler sahiplerinin evini ve ailesini sonuna kadar korurlar. Eğer, sizi tehdit olarak görürlerse kendilerini kaybedip, korku nedir bilmez, ölümüne saldırırlar. Korkutucu yanları bu olsa gerek; gözünü kan bürümüş diyeceğimiz bir halde, inatla ve coşkuyla kapıyı korumak. İşte Kerberos bu yüzden vardır. Ölüler diyarının kapısını korur ve içeri kimsenin girmesine izin vermez. Onu aşabilmek için Herakles gibi bir süper kahramana ihtiyaç vardır. Kerberos cehennemin kapısını tutarken diğer canavarlarda Antik Yunan toplumun etrafını saran pastoral dünyanın baş oyuncularını görürüz; dağlarda ve sarp kayalıklarda yaşayan aslan, keçi ve kartal gibi ulaşılması güç, çevresine iyi uyum sağlamış ve yetkin hayvanlar. Bunlar kendi başına bir kötülüğü temsil etmez, ama ne zaman içine biraz dişil varlık katarsak kıvamını alıp dehşet saçmaya başlarlar.


Peki, Antik Yunan'ın kadınlarla derdi nedir? Neden onu karalayıp kötülüğün kaynağı olarak görürler? Sebebini Neolitik ve öncesi inançlarda görebiliriz; Antik Yunan'ın kavgası Hayvanların Efendisi miti ve onun çevresini saran dişil motiflerledir. Bu konuda görece detaylı bir incelemeyi İlkel Dinler Tarihi-20 (Ana Tanrıça Kybele) yazısında yapmıştık. Hayvanların Efendisi'nden başlayıp İnanna ve İştar'a kadar gelen inanç bütünü, Antik Yunan'da iki parçaya bölünmüştü.


Bir taraf evrenin yaratımında önemli bir yer tutan Gaia, Rea, Demeter, Artemis ve Athena adlarıyla panteonda yerini almıştı. Süper tanrıça İnanna'da vuku bulan bütün bu yetenekler adı geçen Yunan tanrıçalarına bölünmüştü. Diğer tarafta da doğanın gazabı yer alıyordu. Nyks'le başlayan soy, Ekhinda ila canavarlara kadar akmış, insanın aklını alan varlıkların kaynağı olmuştu. Ataerkil ve tarım kökenli yaşamın İnanna ile kavgasını doğal karşılamak gerekir. Fakat, beklenenin aksine, bu kadim inanç tamamen yok edilememiş, kendisini medeniyete infüze edip, ataerkil toplumun popülist söylemleri arasında önemli bir yer edinmişti. Aslında iki farklı görüş bir araya gelip birbirine dolanmış, demlenmişti demek daha iyi olabilir. Çünkü bu kötücül varlıkları kozmogoniden çıkartırsak yerini kim dolduracaktı? Hırslı komutanlar, kölelerini sömüren zenginler, kibirli aristokratlar mı? Ne gerek var, suçu yükleyecek yeteri kadar ikilem ve çatışma elimizdeydi zaten...


Tanrıçalar ve canavarlarla kötülüğü sınıflandırmak Antik Yunan için yeterli olmamış ki, yeni bir prototip daha ortaya çıkartmıştı; demon dediğimiz varlıklar, iblisler. Demon kelimesinin kökeni, yunancadaki daimon'dur. Daimonlar özünde kötücül bir anlam taşımaz, kendisi yol gösterici bir ruh olarak kabul edilir. Sokrates dahil olmak üzere birçok ünlü düşünür kendisine yol gösteren, kılavuzluk yapan bir daimon'un olduğunu söyler. Bu varlığa itibar suikastını düzenleyen kişi Platon'un öğrencisi Ksenokrates'dir. Ne iyi, ne kötü, aslında ikircikli diyeceğimiz tanrılardan kötücül özellikleri ayırıp bu demon'lara yüklemiştir.


Böylece panteon kendisini iyiliğin özünde meşru kılmış, geriye kalan her türlü felaketin kaynağını dışına atmıştı. Olay Sami dinlerdeki gibi değildi; yani tanrının bir bildiği falan yoktu, sadece erişemediği bir yerde kötülük vardı ve demon dediğimiz varlıklarda bu vuku bulmuştu. İstediğiniz kadar tanrınıza dua edin, adak adayın, kurban sunun farketmez; onun (tam anlamıyla) kötü varlıklar üstünde nüfuzu yoktu. Normalde, bu fikrin panteonun iktidarını yıkması beklenirken, bir şekilde tutundu. Stoacılar ve Plutarkhos bu fikri benimseyip öğretilerine kattılar. Hatta olay öyle bir hal aldı ki, demon'ların tanrı şekline girip bize gazabını saldığını bile iddia ettiler. Aslında şunu kabul etmişlerdi; tanrıları mutlak iyiydi ama mutlak güçlü değildi; demon'lar doğru zaman ve koşulda onları alt edebiliyordu.


Demon'ların ana çerçevesi çizildikten sonra karakteristik özellikleri verilmeye başlandı. Bunlar doğanın veya ölülerin ruhları olabilirdi. Haliyle ölümden dönmesinden korkulan ata, artık bir iblise dönmüştü. Gece kapımıza dikiliyor, bizi dışarı çağırıp fırtınanın karanlık dehlizinde yok ediyordu. Veya bu kadar zahmete katlanmadan, direk üstümüze çöküp kanımızı emiyor, varlığımızı sömürüyordu. Her türlü eziyet, yıkım ve dehşeti yaratan varlıklar birer iblis haline gelmişti. Örneğin, Mezopotamya kökenli Lilith burada Lamia olarak biliniyordu. Ecdadı Lilith gibi bu illet varlıklar da çocuklarınızı kaçırıp öldürüyor, uyuyan erkeklerle cinsel ilişkiye girip bizim görkemli iyiliğimize musallat oluyordu. İnsanlığın ortak dertleri lohusa dönemi; cinsel perhiz sonucu uykuda boşalma ve daha bir karanlık olan uyku felciyle el ele verip Lamia'da vücut bulmuş gibi görünüyor.


Yine aynı sınıfta "kapıp kaçan" olarak bilinen kadın iblisler Harpyalar vardı. Bunlar bir anda ortaya çıkıp elde avuçta ne varsa kapıp kaçardı; sanki güçlü rüzgar ve hortumların sebep olduğu problemleri anlatıyor gibiler. Bir diğeri Gorgon sınıfında yer alan, genellikle yer altı ve denizin derinliklerinde yaşayan iblislerdi. Aralarında en popüleri Medusa'ydı. O kadar meşhur ve güçlüydü ki, lahitleri korumak için etrafına kabartmaları yapılırdı; yoksa ölenin dirilmesi durumunda onu yerinde tutmak için mi yapılıyorlardı?


Sirenler, Gorgon ve Harpyalarla el ele bize musallat olurdu. Daha önce tanıştığımız Ekhinda'nın uğursuz dölleri de demon kategorisine alınmış, böylece belli bir grup canavarla sınıflandırılıp görece daha kolay bir anlama kavuşmuştu. Artık onların sembolize ettiği şey bir kozmik korku unsuru değildi. Daha çok "öteki" adında sınıflanacak, bizden farklı olandı; ama onları tanımlayıp belli bir yere konumlayabiliyorduk. Böylece, onlarla nasıl başa çıkacağımızı da biliyorduk. Yoksa, kötülüğün kökeni kozmik korkuda kalmaya devam etseydi, çıldırmamak elde değildi. Kozmik korkuyu, Korku Edebiyatı kapsamında (özellikle Lovecraft'la) derinlemesine ele alacağımız için şimdilik rafa kaldırıyoruz; ama tekinsiz varlığıyla huzurumuzu kaçırmaya devam edecek, onu göz ardı edemeyiz.


Peki bu yeterli midir? Kötülüğü kozmik kökeninden koparıp, "iyi" tanrılardan ayırıp yeni bir sınıf yarattık. Onu Nyks ve Ekhinda gibi aşkın varlıklardan söküp, anlama çabamızda biraz daha kolay görünen iblislere çevirdik. Bütün bu çabaya rağmen kötülüğü yeterince iyi tanımlayıp analiz edebildik mi? Cevabı hayır olmalı ki, Antik Yunan düşünürleri insanın bünyesindeki kötülüğe dair de fikirler geliştirmiş ve tragedyalarında bunları bol bol işlemiştir. Gelecek yazıda, Antik Yunan'da kötülüğün insani kökenine bakacağız.


Saygılar


bottom of page