top of page

İlkel Dinler Tarihi - 15 (Yunan Mitolojisi - 1)

Merhaba,


İlkel dinler tarihine yolculuğumuzun önemli bir dönüm noktasına geldik. Bundan önce incelediğimiz dinsel düşünce ve inançları kurumsallaştıran ve yazılı metinlere dökenler o uygarlığın ruhban sınıfındandı. Haliyle, yazılanlar teolojikti ve genellikle tapınımla ilgili gereksinim ve zorunluluklar etrafında dönüyordu. Dinsel motifler ve mitler benzer, ritüeller basit ve tekrarlıydı. Fakat, Yunan Mitolojisinde durum farklıydı; konu ruhban sınıfının değil sanatçıların elindeydi. Hesiodos ve Homeros gibi yazarlar, Sappho gibi şairler, Sophokles ve Euripides gibi oyun yazarları çok zengin bir repertuar yaratmıştı. Dinsel yapının (artık) klasik parçaları olan yaratılış ve diğer mitler, efsaneler, ilişkiler ve tarihçe o kadar detaylıydı ki, Hıristiyanlık başta olmak üzere birçok dine dolaysız etki etmişti. Sanatçılara esin kaynağı olmuş, eserlerini zenginleştirmişti. Bugün kullandığımız kavramların çoğu, Latin ve Germen dillerine bu Yunan mitolojisinden geçmiştir. Günümüzde birçok şirket ve marka adını bu mitlerden almıştır. Psikoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerde bazı önemli kavramlara Yunan tragedyalarından gelen isimler verilmiştir. Dünya medeniyet tarihinde birçok ilk bu dönemde, bizim yaşadığımız bu topraklarda gerçekleşmiştir. Yazı dizimizin bu bölümünden itibaren Antik Yunan mitolojisi, efsaneleri, tragedyalarına ve diğer dinler üzerindeki etkilerine bakacağız. Önce kozmogoniyle başlayalım.


M.Ö. 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Hesiodos, Theogonia adlı eserinde Yunan yaratılış mitini yazmıştır. İlkel Dinler Tarihi-13 (Hititler) bölümünde belirttiğimiz gibi Yunan yaratılış miti Hititlerin versiyonuna çok benzer. Bu durum bize ikisinin de daha eski bir mite veya mitlere dayandığını gösterir; örneğin Enuma Eliş gibi Mezopotamya kökenli kozmogonilerin izlerini görürüz. Temelinde bir ata kültü yatan bu mitte, oğullar babalarına isyan edip hükümet darbesiyle onları yerinden eder ama bedelini de büyük bir savaşla öder. Üç nesil, Uranos, Kronos ve Zeus bu kavgayı yaşar. Kronos, babası Uranos'u iğdiş eder, Gaia'yla ilişkiye girmesine engel olur. Kendisi yerine geçince, kendisine isyan etmesinler diye çocuklarını yer. Fakat, anneleri Rheia bu duruma daha fazla dayanamayıp son çocuğu Zeus'u Kronos’tan saklar ve yerine bir taş yutmasını sağlar. Zeus büyüyünce (beklendiği gibi) babasına isyan eder, ona ve ikinci nesil tanrı soylular olan Titan'lara savaş açar. Uzun ve zahmetli bir mücadele sonucu Titan'ların önemli bir kısmını öldürür, geriye kalanları da başta yeraltı dünyası olmak üzere birçok yere hapseder. Kronos, yuttuğu diğer çocuklarını kusar ve Hera, Hades, Demeter gibi önemli tanrılar Olympos'u doldurur. Zeus, babasını Elysium'a gönderip emeklilik günlerini iyi yaşamasını sağlar ve başına tekrar dert olmasına engel olur.


Titan'lar arasında en ünlüsü ateşi Olympos'tan çalıp insanoğluna veren Prometheus'tur. Günümüze kadar popülerliğini koruyan Prometheus, isyankar ve devrimcidir; ateşi Olympos'tan çalıp insanlığa verir. Zeus buna sinirlenip, onu Kafkas'larda kayalık bir yere zincirletir ve bir kartal hergün kendini yenileyen karaciğerini yer. Bu ceza, Herakles'in onu bulup kurtarmasıyla sona erer. Yazı dizimizin diğer bir bölümünde tragedyalar hakkında konuşurken Prometheus'a ve simgelediği şeylere tekrar döneceğiz. O sırada, Zeus insanlıktan da intikam almaya karar verir. Pandora adında ilk kadını yaratır ve ona bir küp verip Dünya'ya yollar. Pandora, Dünya'ya gelince küpün kapağını açar ve bütün kötülükleri insanların arasına yayar. Aslında mitin bu kısmı Hesiodos'un kadın düşmanlığını da yansıtır. Hem Theogonia'da, hem de diğer önemli eseri İşler ve Günler'de kadına verir veriştirir. Onu, Dünya'daki bütün kötülüklerin anası, erkeğe eziyet eden bir cadı ve hiçbir şeyi beğenmeyen bir kibir küpü olarak gösterir. Pandora miti pek tutmamış olsa gerek, çünkü diğer edebi eserler ve oyunlarda kadınlar önemli yerler tutar, bazıları erkeklerden daha popülerdir. Ayrıca, Athena, Artemis ve Demeter gibi bazı tanrıçalar Yunan inancında üst sıralarda yer alırlar. Yunan halkı oynanan büyük oyunu daima görmüş ve yutmamıştır.


Theogonia, Zeus ve diğer tanrıların evlilikleri, soyları ve bunların bazı önemli insanlarla bağlantısıyla devam eder. Böylece Herakles veya Theseus gibi bazı efsanevi karakterlerin tanrısal kökenleri açıklanır. Hesiodos, insanlığın tarihini beş soya böler. İlk yaşayanlar altın soyudur; dertsiz, tasasız ve uzun yaşamları vardır. Zeus bu insanların nesli tükenince onları birer cin haline getirip sonsuz yaşama geçirmiştir. Devamında gümüş ve tunç soyları gelir. Sonra kahramanların çağı başlar ve Troya, Odysseia, Argonautica gibi eserler ve tragedyalardan tanıdığımız kahramanların hikayelerini hatırlarız. Bu nesil de yok olduktan sonra demir çağı başlar ve günümüz insanına ulaşırız. Hesiodos, demir çağı insanı olduğu için çok üzgün ve mutsuzdur. Az yaşayıp çok çalışmak zorunda kalan, yokluk,acı ve ızdıraba boğulan neslimizden şikayet eder. Ayrıca, bizden sonra yeni bir soyun daha geleceğini söyler; ak saçlılar soyu. Bunlar için öylesine umutsuz bir portre çizer ki, Dünya tarihinin ilk distopyası diyebiliriz. İnsanoğlunun kesintisiz acılara saplanacağı, kötülüğün önüne geçilemeyeceği ve tanrıların da insanları terk ettiği bir çağ olacaktır bu. Hesiodos, sonumuzu iyi görmez, karanlığın her yeri saracağını düşünür.


Bu trajik yapıda diğer inanç sistemlerinde de yer alan bazı ortak motifleri görebiliriz. Birincisi, altın soyda cennetten kovulma mitine benzer bir yapı görüyoruz. İlk insanlar hiç acı çekmiyor, istedikleri her şey oluyor ve mutlu mesut yaşıyorlardı. İkincisi, kahramanlar soyuyla bir ata kültü varlığını hissettiriyor. Bu büyük liderler ve askerler, kollektif bir bilincin eseri gibi görünüyor. Fantastik hikayeleri, cesaret ve azimleri, zeki manevraları ve ödünsüz ahlaki yapılarıyla göz dolduruyorlar. Bu kahramanlar tarihe mal olan, uygarlıklarının kurulmasını sağlayan kişiler olarak bilindiği için yöre halkı onlara hem minnet duyuyor, hem de soylarından geldikleri için de gurur duyuyor olmalılar. Bu motifler sayesinde, Hesiodos'un yazdığı bu insanlık tarihi mitinin kendisinden öncesine dayandığını, geçmiş uygarlıklardan alınan mirasla yazıldığını söyleyebiliriz.


Şimdi de önemli tanrıların kökenlerine bakıp, nereden geldiklerini anlamaya çalışalım. Olympos panteon'un en tepesinde yer alan Zeus, adını Yunancanın da içinde bulunduğu Hint-Avrupa dil ailesinden alıyor olabilir. Antik Yunan yazılı kayıtlarından çok önce M.Ö. 15 yy.'da Hindistan'da yazılan Veda kitaplarında geçen gök tanrısının adı Dyaus idi. Dyaus, kökenini Sanskritçeden gelen diut (aydınlatmak) ve diu (gökyüzü ve gün) kelimelerinden alır. Germen mitolojisinde yer alan ve Tuesday'e adını veren gök tanrısı Tiw ve latince karşılığı Jupiter olan Diespiter de aynı kökenden geliyor olabilir. Latincede deus (tanrı) ve dies (gün) kelimeleri de bu yapıdan türemiş gibi görünüyor. Özetlersek, Karadeniz'in kuzeyinde yaşayıp Balkanlar, Anadolu, Mezopotamya, İran ve Hindistan'a yayılan Hint-Avrupa dilini kullanan bir toplumun gök tanrısı izini bu ülkelere taşımış, panteonlarında yer edinmiştir. Zeus da aynı sürecin sonucudur. Şimşeklerin efendisi Antik Yunan'da yerini işgalle değil, yerel dinlerin önemli tanrıçalarıyla yaptığı evliliklerle sağlama almıştır. Demeter, Leto, Hera gibi üst düzey tanrıçalarla evlenip, o yörenin inanışlarını kendi sistemiyle birleştirmiştir.


Bunun iyi bir örneği Leto'yla evliliğinden doğma Apollon ve Artemis'tir. İkiz tanrılar Anadolu kökenlidir ve yazılmayan tarihin mirasını taşırlar. Hitit yazıtlarında görülen Apulunas adlı tanrı, Apollon'un kökeni olabilir. Zaman içinde gelişip, güneşle sembolize edilen tanrı biliciliğin efendisi olarak bilinir. Antik Yunan inancına göre güneş sadece günümüzü değil, geleceğimizi de aydınlatır. Bu yüzden Apollon'un kahinleri (bilicileri) geleceğimizi görebilirler. Fakat, bunu ağdalı bir dille aktarırlar; anlamak ve yorumlamak zordur, nereye çekersen gelir. Bu teknik sayesinde kendilerine hem tragedyalarda yer tutmuş, hem de bilicilik merkezlerinin popülerliğini korumayı başarmışlardı. Nietzsche'ye göre Antik Yunan yaratıcılığını simgeleyen iki tanrıdan birisi Apollon'dur; o aydın, durgun, ölçülü gücün kaynağıdır. Doğayı akıl yoluyla anlayıp, yine akıl yoluyla biçimlendirmek için vardır. Onu felsefenin ve bilim dallarının başına koyabiliriz. Rasyonel düşünce ve kimliğin imgesi olarak düşünebiliriz.


Diğer tarafta ise Dionysos vardır; doğanın gizemlerine varabilmek için kullanılan karanlık güçler ve erginlemenin kaynağıdır. Şarapla oluşan esrime ve dinsel ekstazi onun varlığında birleşir. Apollon'a bağlı düşünce sistemi doğayı analiz edip çevreleme ve ihtiyacına göre biçimlendirmeye çalışırken, Dionysos kültü onunla bir olmaya çalışır. Akıl yolundan bağımsız, tam anlamıyla ‘insanca’ bir çabayla onunla birleşmenin yollarını arar. Bunun için kuralsız ve coşkulu tapınımlar uygular. Yazı dizimizin ileri bölümlerinde ele alacağımız gizem tapıları bu amaçla doğmuştur. Onlar bizi doğaya ve ölümden sonrasına taşır. Dionysos'un Antik Yunan'a doğudan geldiği, Mezopotamya ve İran kökenli inançlardan şekillendiği düşünülür. İnsancıl varlığını Yunan mitolojisinde de korumuştur. Annesi bir insandır; o Semele'yle Zeus'un çocuğudur. Hera bu ilişkiyi kıskanıp Semele'yi Zeus'a karşı kışkırtır, fırtına tanrısı da oyuna gelip kadını öldürür. Fakat, bebeğe kıyamaz alıp onu bacağına diker. Onu doğurur ve Hera'dan saklayıp Dünya'ya yollar. Bu sonradan monte hikayenin zaman içinde etkisini kaybedip, sahneden çekilmesini beklerdik ama simgelediği şeylerin gücü sayesinde Dionysos yerini hiçbir zaman kaybetmemiş, hatta tek tanrılı dinlerde bile varlığını koruyabilmiştir.


Apollon'un ikizi olarak görülen Artemis ise yine Anadolu kökenli ana tanrıça kültünden gelir. Özellikle Efes yöresinde yoğunlaşan tapımını ve yedi Dünya harikasından birisi kabul edilen Artemision tapınağı ile bereket kültünün önemli bir simgesidir. Yunan inancına geçerken bereket geri planda kalmış (veya Demeter'e atfedildiği için), Artemis ayla simgelenmiş ve hayvanların efendisi olarak bilinmiştir. Bu iki özelliğini de ana tanrıça kültü içinde görmüştük. İlkel Dinler Tarihi - 7 (Çatalhöyük) yazısında değindiğimiz ilk örneğinden bu yana bu kültün içinde hayvanların efendisi kavramı vardır. Ayrıca dişil kimliği ayla özdeşleşmiş, ölüp dirilmeyi yani yaşam döngüsünü simgelemiştir. Efes bölgesindeki yoğun varlığını Hıristiyanlık silememiş, onu kendi mitleri içine dahil etmiştir. Dionysos ve Artemis'in Hıristiyan inancına etkisi ve birleşimine ileride döneceğiz.


Diğer bir önemli tanrıça Athena'dır. Fakat, onu Homeros'un eşsiz eserleri İlyada ve Odysseia dahilinde incelemeyi tercih ederim. Bir sonraki yazıda Dünya tarihinin ilk romanlarına giriyoruz. Birçok mit, tanrı ve kahramanla bir aradayız.


Sevgiler


bottom of page