top of page

İlkel Dinler Tarihi - 14 (Zerdüştlük)

Merhaba,


Yazı dizimize Zerdüştlük ile devam ediyoruz. Dinsel inanç ve düşünceler tarihine muazzam etkisi olan Zerdüştlük Dünya tarihindeki ilk tek tanrılı (monoteist) din olarak kabul edilir. Ayrıca, günümüze kadar kesintisiz tapınımı devam eden en eski dindir. Tarihteki ilk tutarlı dualizm (iyilik-kötülük), eskatoloji (kıyamet ve sonrası) ve cennet-cehennem açıklaması Zerdüştlükten gelmiştir. Paraleli ve devamında gelişen dinlere çok ciddi etkisi vardır. Perslerin Antik Yunan, Mezopotamya ve Sami ırklarla temasıyla bu dinin motifleri de taşınmış, onların bir çok düşünce ve inanışının kökenini oluşturmuştur. Öncülü olan Antik İran ve Hindistan dinsel düşüncelerini korumuş, bir çok akıllıca eklemeyle bunları daha sağlam bir zemine oturtmuştu. Bu bölümde Zerdüşt inancının tarihi ve inanç sistemini özetleyeceğiz. Diğer uygarlıklar üstündeki bariz etkisini bu yazıyı okurken algılamanızı umut ederek başlıyorum.


Zerdüştlüğün tarihe geçen ilk kaydı M.Ö 5. yy civarındadır. Akamenid (Pers) İmparatorluğu zamanında ilk Zerdüşt peygamber ortaya çıkıp dini tanıtmıştı. Tutarlı ve zamanının ötesinde fikirler içeren bu inanç sistemi kısa sürede imparatorluğa yayılmış, resmi din haline gelmişti. İskender'in istilası sonucu devlet nezdinde kesintiye uğramasına rağmen, uydu devletler ve kişilerin özelinde devam etti. Makedon komutanların yönetimi kaybetmesi sonucu bir hanedan bölge yönetimini ele geçirip Sasani İmparatorluğu'nu kurdu. Zerdüştlük yine devlet dini olarak kabul edildi. İslam İmparatorluğunun baskısıyla yıkılan imparatorluktan Müslümanlığı kabul etmeyenler Hindistan'a göç etmiş ve günümüze kadar inançlarını o topraklarda devam ettirmişlerdi.


Avestan dilinde yazılan kutsal yazıların toplu adı Avesta'ydı. Bu dökümanların büyük bir çoğunluğu İskender'in Persepolis'i işgali ve yağması sonucunda yok oldu. Kalan sayılı döküman istila öncesi başkentten kaçırılanlar ve Kapadokya gibi uydu devletlerde saklananlardan oluşuyordu. Bu arada İskender Persepolis sarayında bulduğu kapsamlı arşivi toplatıp Makedonya'ya yollamış, Aristoteles'in dikkatine sundurmuştu. Aristoteles’in bu yazılardan ne kadar etkilendiğini bilemiyoruz ama biraz sonra paylaşacaklarımızla bunun ciddi boyutta olduğunu düşünebiliriz.


Zerdüşt inancının temel ahlak prensiplerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz;

  • İyi düşünce, iyi söz, iyi amel.

  • Hayır işleri (zekat) ile mutluluğun yayılması.

  • Erkek ve kadının spiritüel eşitliği.

  • Karşılık beklemeden, sadece iyiliğin yayılması uğruna iyi olmak.


Şu ana kadar üstünden geçtiğimiz inanç sistemlerinin hiçbirinde bu şekilde bir manifesto yayınlanmamıştı. Zerdüşt inancı bununla da kalmamış, yine tarihte ilk defa (modern kültüre uygun) bir çevre bilinci oluşturmuştu. Kutsal kitaplardan birisi olan Guzideha-yi Zad-i Sparam'dan paylaşıyorum;

"Dinde geçenlerden biri de şudur; Zerdüşt, yedi yavru doğuran ve üç günden beri hiçbir gıda bulamayan bir köpek gördü. Çok aç olduğu için gördüğü her şeye ağzını uzatan bu köpek bayılmak üzereymiş. Zerdüşt buna bir çare bulmak için koşarak gitti ve ekmek alarak döndü. Fakat döndüğünde köpek artık ölmüştü."

Günümüzde bile toplum içinde kendine yer bulamayan hayvanların böylesine erken bir dönemde korunma ve sevilmesini dile getirmenin bir siyasi sebebi olamaz. Burada örnek olarak verilen köpeği bir ata kültüne de bağlayamayız. Bu sadece kitabı yazanların samimiyeti ve doğa sevgisinin sonucu olabilir.


Şu ana kadar yazdıklarım sanki modern bir ahlak felsefesinin parçası olarak görülebilir ve belki Zerdüştlüğü bütün dinlerin üstüne taşıyabilir. Ama bu parlamanın gözümüzü almasına izin veremeyiz. Daha derinlere baktığımız zaman, bu inancı yaymaya çalışanların muhteşem üçlümüzle (iktidar, mülkiyet ve kıskançlık) karşılaştığı ve üstesinden gelebilmek için yeni bir fikirle karşılarına çıktıklarını görüyoruz; sevap ve günaha bağlı öteki yaşam. Dünya tarihindeki ilk kapsamlı eskatolojiyi Zerdüşt inancında görüyoruz; bir gün Dünya'nın sonu gelecek ve bu kıyamet sonunda insanlar dirilip büyük tanrı Ahura Mazda'ın önünde yargılanacaklar. Bu yargı onların ikinci ve sonsuz hayatını nerede geçireceğini belirleyecek. Günah ve sevabına göre kişiler ya cennete, ya cehenneme ya da arafa gidecekler. Bu süreci detaylı incelemeden, kıyametin neden kopacağını anlamalıyız. Bunun için de Zerdüşt inancının kozmogonisi yani yaratılış mitine bakmalıyız.


Yüce tanrı, bilge varlık, öncülü olmayan Ahura Mazda yukarıda, ışığın içinde ve iyilik halinde vardır. Onun ikilemi Ehrimen, karanlık ve cehaletin bilfiil varlığı ise aşağıdadır. Ahura Mazda, önce göğün yedi ilahi varlığını yaratır. Onların da katkısıyla görünür materyalin kökenini var eder. Sonra kozmosun içinde evreni yaratmak için harekete geçer. Önce onun spiritüel varlığını, sonra fiziksel bütünlüğünü sağlar. Evrene yumurta şeklini verip ve onun içinde ilk insanı, Gayomard'ı yaratır. Bu arketip mükemmel bir varlıktır, türümüzün öncülüdür. Ehrimen, bu yaratımı kıskanır ve evreni ele geçirmek için saldırıya geçer. Ahura Mazda'nın yarattığı her şeyin kötü bir kopyasını yapmaya başlar. Örneğin, yılanlar ve sinekler onun eseridir. Fakat muhteşem insanların bir kopyasını yapamaz, onların mükemmel varlığı kötülük dolu bir varyanta çevrilemez. Ehrimen’in saldırısı bu ilk insanlara ve ilahi boğaya eziyet etmeye devam eder. Bu varlıklar savaşı kaybederken tohumlarını yayarlar. Bu yayılım ayın koruması altındadır, Ehrimen buna müdahale edememiştir. İlahi boğanın tohumları Dünya'yı hayvan ve bitkilerle doldurur İlahi insansı varlığın tohumları ise bir ağaca dönüşür ve bunun yapraklarından ilk insan çifti doğar. Ehrimen, bu ağacın köklerine saldırması için bir kertenkele yaratıp gönderir. Zamanla yılan olarak kabul edilen bu canavar ağacın gelişimine engel olamaz. Şeytan kaybedeceğini fark etmesine rağmen evreni terk edemez. Çarpışarak çekilme maksadıyla özellikle insanoğluna eziyet etmeye, Ahura Mazda'nın çizdiği ışık yolunda ayırma çalışmasına devam eder. Yenilecektir, ama daha zaman vardır. Onun yolunu takip etmeyi seçen insanlar da bunun hesabını verecektir.


Bu kozmogonide dikkatinizi çekmek istediğim bir kaç konu var. Anlatımda bir ata kültü (mükemmel insan Gayomard), bir hayvan ata kültü (boğa), cennetten kovulma (Ehrimen'in baskısıyla ilk mükemmel türün ve ortamının yok olması), ilahi ağaç (Gayomard'ların tohumlarından yeşeren), ona saldıran yılan ve herşeye rağmen ayın koruması (Ayın dişil/anaç varlığı ve kültü) var da var. Görünen, bizim paleolitik dönemden beri yakamızı bırakmayan temel modeller Zerdüştlük'te yerini sağlam tutmuş. Belki de tarih öncesi döneme atfettiğimiz bu kapsamlı hipotez burada son düğümünü atmış, onu takip edenler için zemini hazırlayıp gündemden düşmüştür. Hayat ağacının kökenini unutup, kurumsallaşmış din içinde oluşturduğu markayla inançlarımızı şekillendirmişiz. Bunu, sakin bir akşam aya bakıp düşünmeniz için fikir kuyunuza atıp çekiliyorum. Yanına bir kahve ister misiniz? Dikkatinizi bir şey dağıtmazsa, bunlar sabaha kadar yakanızı bırakmayacak çünkü.


Şimdi gelelim hesaplaşmaya. Zerdüşt inancı Dünya tarihinde ilk defa cennet ve cehennemi, hatta arafı içeren bir eskatoloji (kıyamet ve sonrası) modeli geliştirmişti. İnsanlar birinci hayatlarında zamanı doldurunca, Ahura Mazda ve Ehrimen arasındaki savaşın sonuçlanmasını "ölü" pozisyonunda beklerler. Ne zaman ki bu ilahi savaş biter, evrenin temel devinimi de sona erer ve insanlar kıyamet günü için dirilirler. Kişiler sıraya geçip bir köprüye, Pin Çinvad'a giderler. Burada iyi düşünce, iyi söz ve iyi amele göre değerlendirileceklerdir. Kişinin iyilik alanındaki performansına göre güzelliğiyle orantılı bir melek kız onu karşılar. Hatta, sınav sonuçları köprünün genişliğini de belirler. Köprüde tartılanların sevapları fazla çıkarsa cennete, günahları ağır basarsa cehenneme gönderilir. Burada bir üçüncü yol daha çıkar karşımıza; eğer günah ve sevabın dengesi varsa yolları araftır. Hıristiyan inancındaki model biraz farklı da olsa kökeni burada olsa gerek. Oradaki modelde, araf kefaret veya kişisel gelişim için kullanılmıştır. Yani, arafdaki bütünlemeden geçenlere cennet yolu açıktır. Her iki modelin de kökeni kefarettir. Dünya tarihindeki en eski olgulardan birisi olan kefaret, doğadan tamamen soyutlanmış, ondan bağımsız insan düşüncesi ve hareketidir; oruç gibi. Bunun sayesinde günaha girmiş kişiler için de hala bir şans olduğu ve ışığa yönelebilecekleri söylenir. Bu yöntemle din onları kucaklar ve bağrına basar. Peki cennet ve cehennemde kişileri ne bekler? Daha önce paylaştığımız kitapta bunun tanımı kısa ve nettir;

"Cennet aydınlık, hoş kokulu, ferah, emniyetli ve iyilik doludur." "Cehennem karanlık, dar, pis kokulu, emniyetsiz ve kötülük doludur."

Bu ortamın birinci dereceden bir tanığı da vardır; Sasaniler döneminde yaşamış Zerdüşt Ardaviraf öteki dünyaya bir yolculuk yapmış ve gözlemlerini Ardavirafname adlı eserinde paylaşmıştı. Yukarıda paylaştığım, sevaba göre güzelleşen melek kız (huri?) ve genişleyen köprü onun eseridir. Ayrıca, iyilik ve kötülüğümüzü tartan yüce bir melekten bahsetmiştir. Antik Mısır mitolojisinden tanıdık gelen bu yaklaşım (onlarda kalbimizi tartıyorlardı), Zerdüşt inancıyla biraz daha ileriye götürülmüştü. Artık, ikincil yaşamda insanları sıradanlık veya yokluk yerine doğamıza (ne yazık ki) daha uygun olan ödül/ceza sistemi bekliyordu.


Zerdüştler yukarıda paylaştığımız kozmogoni ve eskatoloji dışında, inançlarında temizliği taşıyorlardı. Fiziksel temizlik ibadet için asıldı, bu olmadan inanç tazelenemezdi. Ayrıca doğayı oluşturan toprak, su ve ateş gibi temel maddelerin kirletilmesi yasaktı. Bu yüzden ölüler gömülmez, açık havada çürümeye bırakılırdı. Bunun için yaşam yerlerinden uzakta, "Sessizlik Kuleleri" denilen yapılar kurulmuştu. Hindistan'da hala aktif bu uygulamada, cesetler kulelere bırakılır. Çoğunlukla akbabaların yuva edindiği bölgeler seçilir. Leşçil kuşlar cesetleri kemikleri kalıncaya kadar yer bitirir. Bu kemikler kule merkezindeki bir çukura dökülür. Zamanla kum, rüzgar ve yağmurun etkisiyle kemikler de erir ve su akıntılarına karışıp yok olurlar. Böylece, insan varlığındaki kötücül şeyler, leş kokusu içinde kaybolup giderken, ak-pak kemiklerde gizli iyilik arınmış bir şekilde kutsal kabul edilen su ve toprağa karışır.


Kutsal elementlerden ateşin yeri ayrıdır. Zerdüşt rahipleri sönmeyen ateşler yakar ve başında gece gündüz nöbet tuturlardı. İnancın ateşi diye kavramsallaştıracağımız bu modelin benzerini, ben bunları okumadan yıllar önce ziyaret ettiğim Topkapı Sarayı'nda gece gündüz kesintisiz okunan Kuran'da görmüştüm. Zerdüştlük'ün Müslüman inancına etkisi şüphesizdir. Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur;


"Şüphesiz Müminler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve Allah'a eş koşanlar; Kıyamet günü Allah, onların ihtilaf ettikleri konuları açıklığa kavuşturacaktır. Muhakkak Allah, her şeye şahittir." (Hac:17)

Zerdüştler, Müslüman inancına göre "Ehl-i Kitap" bir kavimdir, yani Allah katında kabul görürler. Avesta'daki "Mages" kelimesi, burada "Mecusi" haline gelmişti. Bu kelimenin kökü zaman içinde "Maji" haline gelecek, icra edene de "Majisyen" denecekti. Ortaçağ Avrupa'sında akademisyenlere verilen bu isim bir taraftan "Magic" ile büyüsel ve ruhsal yolculuğuna devam ederken diğer tarafta "Master" ile özleşip batı entelijansiyasında yerini edinecekti. Mutlulukla paylaşırım ki, web sitemin adı (Kara Maji) bu kadim inançtan (ama onun dinsel motifini üstlenmeden) gelmektedir.


Zerdüşt inancının pagan ve tek tanrılı dinler üzerindeki etkisi çok fazladır. Öncülü Antik İran ve Hindistan dinlerinden aldıklarını çok güzel toparlayıp tutarlı ve kapsamlı bir sistem kurmuştur. Bu sistemin bir çok parçası veya ana sınıflarda toplarsak kozmogonisi ve eskatolojisi bir çok yerde paylaşılmış, örnek teşkil etmiştir.


Gelecek yazıda Ortadoğu'dan ayrılıp, Ege kıyılarına geçiyoruz. Antik Yunan uygarlığını muazzam dinsel inanç literatürünü incelemeye başlıyoruz.


Sevgiler



bottom of page