top of page

Totaliter Ütopyalar - 8 (Bolşevikler-2)

Merhaba,


Bir önceki bölümde Bolşeviklerin iktidarı ele geçirdiği dönemde halkın üstünde estirdikleri terörden bazı kesitler vermiştik. Rusya'nın kontrolündeki bütün devletleri birleştirip SSCB çatısı altında toplamışlar ve kapsamlı bir toplumsal dönüşüm projesine başlamışlardı. Halkın bütün kesimlerini tek bir potada eritip, kendi çizdikleri prototipe uygun bir "insan" yaratacaklar ve bu tek tipten oluşan kitlelerle kesintisiz üretimle ekonomiyi güçlendirecek, rakip devletlerin karşısına dikileceklerdi. Böylece, öngörüldüğü gibi bütün dünya işçileri birleşecek ve nihai rejim kurulacaktı. Bu plan doğrultusunda harekete geçen Bolşevikler hem kırsal hem kentli halkın üstünden tırpanla geçti ve "Sıfır Yılı"nı başlattı. İşte bu yazıda, Dünya'da denenmiş en kapsamlı sosyal ve ekonomik dönüşüm çalışmasını ve nelere yol açtığını göreceğiz.


Toplum mühendisliğinin temellerini atan Bolşevikler, projelerini hayata geçirebilmek ve meşrulaştırmak için önce "içerideki düşman"ın karakteristik özelliklerini tanımladı. Politbüro bünyesinde, Molotov'un başkanlık ettiği, bu işleri yoluna koyan komite Kulak'ların kim olduğunu netleştirdi. Bu karşı devrimcileri üçe ayırdılar ve her bir tip için aksiyon planı çıkardılar.


1) Karşı devrimci faaliyete giren Kulaklar: Bunlar derhal tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmeli, karşı koyarlarsa öldürülmeli; aileleri de sürgün edilip, malları kamulaştırılmalı.

2) Daha az muhalefet eden ama yine de karşı devrime desteği kesmeyen Kulaklar: Bunlar da tutuklanmalıdır; ama ülkenin ücra köşelerine yollanmaları yeterliydi.

3) Ilımlı, rejime karşı dürüst (ama yine de Kulak işte) Kulaklar: Yaşadıkları bölgenin kenarı köşesinde kalan, tarıma açılması gereken kıraç bölgelere sürülüp, buraları ekonomiye kazandıracaklardı.


Yine de Bolşeviklerin işi zordu. Naziler, Yahudileri dinsel inançları çerçevesinde kategorize edebiliyordu. Yanlış anlamaya karşı kalibrasyon kolaydı; tutuklanan adama dinini soruyordunuz, o da söylüyordu; bu kadar. Fakat, Bolşeviklerin baş düşmanı için çerçeveyi çizmek hiç kolay değildi. Önce sahibi olduğu toprak ve çalıştırdığı adam sayısını baz aldılar. Buna bağlı olarak, artan vergiler ve kamulaştırma kisvesindeki talanla, bu Kulaklar fakirleşince ölçeğin de tekrar kalibre edilmesi gerekti. Ayrıca, iklim ve coğrafyaya bağlı olarak da ciddi değişkenlik gösteren "kapital"in bölgesel tanımı da şarttı. Ilıman iklim ve verimli topraklardaki Kulakla, tayga steplerinde yaşayan Kulakları ayırmak gerekirdi. Sonuç kişiye özel tanımlar, aynı faşistlerin yaşattığı kabus gibi, kıskandığı komşusunu şikayet eden köylü işbirlikçiler ve komisyon ajanlarının takdiriydi. Dönüşüm yoldaydı; milyonlar ıstırap çekiyordu.


Mutlak eşitliğin peşindeki Bolşevikler, yavaş yavaş başarıya ulaştı; bütün halkı kabaca dipte eşitlediler ve yılı sıfırladılar. Düşen ücretler ve (kollektiflik kisvesi altında) el koymalara bağlı artan sermaye devlet kasasında birikmeye başlamıştı. Ama, büyük bir sanayi devrimi için bu kadar eziyet yetmiyor, daha fazlasına ihtiyaç duyuluyordu.


Lenin, bütün hıncıyla yüklenmeye devam ediyordu fakat sağlık problemleri onun geri plana çekilmesini zorunlu kıldı. Kendisinin yaklaşımı ve yıkıcı saldırganlığını Kötülüğün Tarihi serisinde ele alıyoruz; fakat şimdilik onu doğduğu karanlığa geri gönderip, yerini alan sadistin, Stalin ve ekibinin yaptıklarına odaklanalım.


Kırsalda Kulaklar temizlenip, elde avuçta ne var ne yok talan edilirken, Bolşevikler şehirlerdeki küçük esnafa da gözünü dikmişti. KOBİ bile diyemeyeceğiz; birkaç kişiyi çalıştıran bu esnafın köküne kibrit suyunu döküp, ellerindeki herşeye el koyup kamulaştırdılar. Küçük işletmeler, zanaatkar birlikleri ve benzeri organizasyonların hepsi tasfiye edildi; buraların sahipleri ve çalışanları kapkara gecenin işçi ordusuna eklendi.


Bunlar yine şanslıydı. Eski soylular, toprak sahipleri, çar yanlısı askerler, çarlık memurları, eski polis memurları gibi eski düzenin insanlarını başka bir cehennem bekliyordu. Bolşevikler, 1930 yılında çıkardıkları bir kararname ile bu insanları "lişentsı" saydı. Bu insanların medeni hakları yoktu; oy veremez, sağlık hizmeti alamazdı. Kırsal kesimde yaşayanların şehirlere göçünü engellemek için başlatılan pasaport sistemine bu insanlar da dahil olmuştu. Şehirlere girişi yasaklanan lişentsılar, (ki en az 1.5 milyon nüfusları vardı) kırsalda eriyip gittiler.


Sovyet devlet örgütünün baş düşmanını temizlemek için giriştiği topyekûn hareketler yeterli gelmiyor, Kulaklar kalkınma hareketini baltalamaya devam ediyordu. Şurada bir tarlanın çapalanmadığı görülüyor, orada bir traktör bozuk yatıyor, diğer tarafta adamlar çalışacakları yerde geziniyordu. Muhasebeci kayıtları düzgün tutmuyor, teknisyen makineyi sabote ediyor, anne çocuklarına iyi bakmıyor, onların bu anlı şanlı devletin bir neferi haline gelmesine engel oluyordu. Düşman her yerdeydi ve ele avuca sığmıyordu. O içimizdeydi, o aramızdaydı, o yüzümüze gülerken arkadan işi savsaklıyor, bakmıyor, yapmıyor, sabote ediyordu. Onları ayıklamak kevgirle su taşımaya benziyordu, haliyle topyekûn bir yıkıma ihtiyaç vardı. Bunun da en iyi yolu, onları aç bırakmaktı.


Unutulmaz 1932-33 kışıyla ilgili raporlar önceden Moskova'ya varmıştı. 1932 yazında Molotov, özellikle Ukrayna'da büyük bir açlık olasılığı olduğunu politbüroya rapor etmiş, fakat plana yine de devam edilmesini önermişti. Plan kapsamında, çiftçinin mahsulünün önemli bir kısmına el konuluyor, karşı çıkanlar çalışma kamplarına gönderiliyordu. Ukrayna'nın tahılı Avrupa'ya satılarak, elde edilen sermaye ile sanayi atılımı yapılacaktı. Yaz sonunda toplanan ürünün yeterli olmayacağı görüldü, bu sefer gelecek seneye tohum olarak ayrılmış kısım bile istendi. Köylüler çaresiz, elde avuçta ne varsa vermek zorunda kalınca, yiyecek ekmek için şehirlere göç etmeye başladılar. Stalin, hemen bunun durdurulması, bu köylülerin şehirlere geçişiyle bir karşı devrimin başlaması ihtimalini kabul edemeyeceklerini belirtiyor ve şehir girişlerinin kapatılmasını emrediyordu. Bu bölgelerdeki tren hatları durduruldu yada köylü istasyonlarına uğramadan transit geçişler yapıldı.


Köylüler çaresiz çocuklarını şehirlerin yakınına bıraktı; belki onlara acıyıp bakacak insanlar olur umudundaydılar ama nafile; açılan toplu mezarlara binlercesi gömüldü. Açlık, 1933 ilkbaharından en yüksek seviyesini gördü. Bu ablukadan 40 milyona yakın insan etkilendi. Tabi hiçbir Sovyet yetkili bu sorumluluğu kabul etmedi ve açlığa bağlı ölümlerin çetelesi tutulmadı. Fakat, yıllık ölüm raporlarına bakılınca 1933 yılında 6 milyonluk bir artış gözlenmişti. Bu kadar insanı öldürebilecek bir savaş veya salgın yaşanmadığına göre kök sebebin devlet terörü, yani köyleri açlığa mahkum etmesi olduğunu kabul edebiliriz.


Sosyalistler dinsel örgütleri de parçaladılar. 1937 nüfus sayımında alınan kayıtlara göre halkın %70'i kendisini inançlı olarak görse de, devlet mevcut ibadethanelerin (kilise ve camilerin) %70'ini kapatmıştı. Kayıtlı din adamı sayısı 1914'de 110 bin civarındayken, 1936'da 18 bine düşmüştü. Devlet, yarattığı prototipin inanç özgürlüğünü elinde almıştı; sadece kendisine inanılmasını istiyordu.


Bu kadar eziyet yetmemiş olacak, Stalin Temmuz 1937'de yeni bir kararnameyle bütün Kulakların tutuklanmasını istedi. Bölgelerde komiteler kurulup, Kulakların suçları idari açıdan incelenecek ve aralarında "azılı" olanlar derhal kurşuna dizilecekti. Merkez komite bölgelerden beş gün içinde, tutuklanacak ve bunların arasında kurşuna dizilecek insan sayısını istiyordu. Böylece bölgelerin kotaları belirlenecek, ardından performans takibi yapılacaktı. Olay cinnet boyutuna gelmiş olmalı ki, bölgeler bir süre sonra kotalarının arttırılmasını talep ettiler. Merkeze yaranma, zalimliğin ve yıkıcılığın hazzını yaşama ve (yüzeyde) toplumsal dönüşümü sağlamak için yönetilen bu operasyon sonucunda; 1937 ve 38 yıllarında 1.5 milyon insan tutuklandı, bunların arasından 1.3 milyon insan mahkum edildi ve yaklaşık 700 bini idam edildi. Kotalar dolduruldu, performans kriterleri tamamlandı ve yönetim terfileri alındı.


Bolşeviklerin toplumsal dönüşümü Nazilerin Barbarossa Harekatı ile sekteye uğradı. 1941'de büyük Alman ilerleyişi durdurulamadı; sosyalist devletin propagandası da buna karşı bir işe yaramadı. Halkın önemli bir kısmı aslında kendilerini kurtaracak birilerinin geleceğini umut etmişti, fakat Nazilerin Bolşeviklerden aşağı kalır yanı olmadığı görülünce eldekine sarılmaktan başka çareleri kalmamıştı. Stalin, sosyalist düzene bağlı bir motivasyon olmadığını görünce, halkın milliyetçi ve vatansever değerlerini ön plana çıkardı. O ve Politbüro, kendi yarattıkları yeni toplumun değerlerini bir kenara atıp, tarihte yer etmiş Rus liderleri ve sanatçılarını övdüler. Konuşmalarında Puşkin, Tolstoy, Çehov geçiyordu. Rus vatanseverliği öne çıkarılmış, faşistlerin karşısına ancak "Vatan-Millet-Sakarya" ile dikil(ebil)mişlerdi.


Savaştan sonra, Stalin bir defa daha topyekûn yıkım planı başlatmak istemişti.1953 yılın başında, onbeş ünlü doktorun (ki yarısından çoğu Yahudi olan doktorların) komplosu ortaya çıkarıldı. Artık, yeni bir devlet düşmanı vardı; Yahudiler. Bununla ilgili çeşit çeşit komplo haberleri basına sızıyor, ortam hazırlanıyordu. Olası yeni bir terör, yani genel bir tasfiye hareketi Stalin'in beklenmedik ölümüyle ortada kaldı. Yahudiler başta olmak üzere birçok insan, bu son tasfiyeden son dakikada kurtulmuş oldu.


Stalin'in ölümünden sonra, bu zalim sistem bir anda gevşedi, daha ılıman bir iklime geçti. Evet, Sovyetler hala aynı düzenle yönetiliyordu ama artık az da olsa insan hakları ve özgürlükleri vardı. Fakat, savaş sonrası Sovyetlerin güdümünde kurulmuş, özellikle Doğu Avrupa'ya kurulan sosyalist devletler ustalarının izinden gitmeye devam ediyordu. Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Polonya ve Çekoslovakya'da, aynı Sovyetlerdeki gibi çalışma kampları kurulmuştu. Devrim düşmanı olarak görülen yada toplumsal dönüşüm kapsamında tasfiyesi gerekenler bu kamplara sürülüp, çok kötü koşullarda çalıştırılıyordu.


Doğu Avrupa bloğundaki bu ülkelerin sistematik eziyet ve işkenceye de büyük katkıları oldu. Bükreş yakınlarındaki Piteşti cezaevi, yeni işkenceler üstüne adeta bir ARGE merkezi gibi çalışıyordu. Burada çok önemli bir yenilik vardı; mahkumların birbirine işkence etmesi sağlanıyordu. Faşist tutuklu Eugen Turcanu, burada önemli bir görevi aldı. Kendisiyle yapılan anlaşma çerçevesinde, Komünist Görüşlü Tutuklular Örgütünü (ODCC) kurdu ve kapsamlı işkence organizasyonlarını yönetti. Örnek olarak;


"Turcanu'nun şeytani hayal gücü, özellikle Tanrı'yı inkar etmeyi kabullenmeyen din okulu öğrencilerini hedef alıyordu. Bazıları, her sabah şu şekilde "vaftiz" ediliyordu: kafaları idrar ve dışkı dolu bir oturağa sokulurken, diğer mahkumlar da etraflarında ilahi söylüyordu. Kurban boğulmasın diye arada sırada başı dışarı çıkartılıyor ve kısaca nefes almasına izin verildikten sonra tekrar oturağa sokuluyordu."


Sosyalistler ve faşistler el ele, insanları sistematik bir "eğitim"den geçirip eski değerlerinden arındırıyor ve parlak birer rejim askeri haline getiriyorlardı. Mahkumlar arasında ODCC'ye katılmak isteyenleri dört kademeli bir oryantasyon programı bekliyordu;


1) Önce "dış maske" çıkartılıyordu. Mahkum, bütün işlediği suçları ve hangi örgütlere bağlı olduğunu itiraf etmeliydi.

2) Sonra, "iç maske" çıkartılıyordu. Bu sefer, hapishanede birlikte hareket ettiği kişileri ihbar etmeli, gizli oluşumları açıklamalıydı.

3) Daha sonra, "ahlaki maske" çıkartılıyordu. Mahkum, inandığı bütün değerlere, ailesine, sevdiklerine küfür etmeliydi. Kutsal saydığı her şeye hakaret edecek, onlardan kopacaktı.

4) Son olarak, ilk uygulamalı testini geçecekti. En yakın arkadaşına kendi elleriyle işkence edip, onu "eğitmeliydi".


Bu eğitim programını tamamlayan mahkumlar ODCC kapsamında, hapishanenin diğer sakinlerine işkence etme hakkına sahip oluyorlardı. Görüldüğü gibi, bu düzen içinde birçok kariyer imkanı vardı. Artık, kast, rütbe, eğitim gerekmiyordu, her isteyen yeni düzende önemli ve "etkili" bir yer edinebilirdi.


Gelecek yazıda Asya'ya kayıp, Çin'in uzun gece yürüyüşüne bakıyoruz.


Saygılar


bottom of page