top of page

Totaliter Ütopyalar - 9 (Çin'de Uzun Gece Yürüyüşü-1)

Merhaba,


Serimizin bu bölümünde Uzakdoğu'ya uzanıp 1949 - 1976 yılları arasında en karanlık günlerini yaşayan Çin'deki sosyalist devrimin sonuçlarına bakacağız. Bolşevik'lere göre (sözde) daha ılımlı, daha az saldırgan davranan ama yıkım performansı onları aratmayan Çinli sosyalistler onlarca milyon insanın açlıktan, salgınlardan ve çeşitli zulümlerden ölmesine sebep olmuştu. Ölenlerin kat be kat fazlası yaşadığı yerlerden sürülmüş; daha önemlisi seçtikleri yaşam hakları ellerinden alınmış; totaliter rejimin onlar için uygun gördüğü yolda yürüyüşe başlamıştı. İşte bu bitmeyen gece yürüyüşüne beraber tanık olacağız. Toprak devrimiyle yaşanan ilk kıyımı görecek; ütopya mühendislerinin binlerce yıllık geleneği, tecrübeyi ve aklı hiçe sayıp uygulamaya aldığı Büyük İleri Sıçrayışla tarihin en büyük açlığını okuyacak; ve Kültür Devrimi'yle aydın kesime verilen ayarı tartışacağız.


Çin Komünist Partisi iktidarı kontrolüne almadan çok önce; partinin daha yeni kurulduğu dönemde, Peng Pai köylülerin toprak sahiplerine karşı isyanlarını organize etmiş, ileride Çin'i nelerin beklediğini göstermişti. 1927 ve 28 yıllarında yürütülen sağlam bir propagandayla yoksul köylüler ve toprak sahipleri arasındaki sınır keskinleştirilmiş, derinleştirilmiş ve geri dönülmez kutuplaşmanın yolu açılmıştı. Peng Pai, bundan yararlanarak bir "demokratik terör"ün fitilini ateşledi. Bölgesel bir toprak reformu için harekete geçildi. Buna karşı duran devrim düşmanlarının yargılanması da halk huzurunda yapıldı. Oldu bittiye getirilen bu mahkemelerle karşı-devrimcilerin hepsi ölüme mahkum edildi. İlk nesil Kızıl Muhafızlar yine halka açık gösterilerde ve onların "Öldür, öldür" bağırışları altında, kurbanlara akıl almaz işkenceler ediyorlardı. Kadim ve (korkunç) bir kültür olan Öç Yamyamlığı burada hortladı. Devrim düşmanları halkın histerik çığlıkları altında parça parça kesilip yeniyordu; çok daha korkunç varyantlarında kurban canlıyken kendisinden koparılmış parçalar kızartılıp zorla aile üyelerine yediriliyordu. Toprak sahiplerinin karaciğer ve kalplerinden yapılan yemeklerle süslenmiş ziyafetlerde, devrim muhafızları halka sesleniyordu. Bu esnada karşı devrimcilerin kesilmiş kelleleri karpuz sergisi gibi kürsülerinin önüne dizilmişti. Neyseki bu korkunç cinnet kısa sürdü, Çin'in masum insanları nefes aldı, ama bir süreliğine...


2. Dünya Savaşı sonrası Çin'de egemen güç milliyetçi iktidarla, sosyalist hareketin kavgası başladı. 1949 yılıyla beraber iktidarı ele alan ÇKP hemen toprak reformuna başladı. Köylerde düzenlenen toplantılar ve propagandayla düşmanın kim olduğu belirlendi; her bir köyde en az bir toprak sahibi vardı ve bunların katledilmesi gerekiyordu. Başta fakir köylü buna pek cesaret edemedi. Uzun zamandır mutlak rejime ve onun köydeki koruyucusu toprak sahiplerine boyun eğmiş köylünün uyanıp ayağa kalkması çok kolay değildi. Kızıl Muhafızlar, halkı motive etmek için yine bilindik yola kalkıştılar. "Mücadele" veya "Üzüntü Toplantısı" adı altında sahneye konulan gösterilerde bu suçlular hakkında ağır konuşmalar yaptılar, seçtikleri kurbanları dövüp aşağıladılar. Yavaş yavaş, köylü boyun bağının gevşediğini hissedince, yılların biriken hıncı ve kısmen patolojik ruh haliyle bu insanlara saldırdılar. Elimizde kesin sayılar yok; ama o zaman Çin'de kabaca bir milyon köy olduğu düşünülürse ve her köyden en az bir günah keçisi çıkması gerektiğine göre; kıyımın bir milyonun üstünde olduğu kabul edilebilir. Birçok tarihçi, bu reform hareketi esnasında iki ila beş milyon arası insanın öldürüldüğünü tahmin ediyorlar. Ayrıca, bu ölenlerin akraba ve yakınları olan "kulak"lar, yaşadıkları yerden sürgün edilmiş, yokluğa mahkum edilmişti. Bunlar için de kabaca dört ila altı milyon arası insan sayısı veriliyor. Çin'de sosyalistlerin iktidara çıkışı on milyona yakın insana zulümle başlamıştı; ama bu zirve değildi.


1950'li yıllarda ÇKP devlete kademelerinde bütün kontrolü eline alıp, kendi milis kuvvetini güçlendirmeye başlamıştı. 75 bin eğitmenin hızarından geçirilmiş, en az 3,8 milyon propagandacı ve 5,5 milyonluk milis gücü vardı. Milislerle eşgüdümlü çalışan polis gücü de 1,2 milyona çıkmıştı. Tam anlamıyla bu "Polis Devlet" organizasyonu, şehirlerde apartmanların yönetimine kadar girmişti. Mahalle bazında oluşturulan komitelere, kimin evine kimin gittiği ve gece saat kaça kadar kaldığına kadar detayda istihbarat yapılıyordu. Kent halkı bu şekilde yaşarken, kırsaldan şehirlere akacak göçün de önüne geçilmiş, aynı Bolşeviklerin yaptığı gibi kayıt belgeleriyle herkes yaşadığı yere hapsedilmişti. Bu yoğun karartma halkı sindirmiş, isyanların önünü kesmişti. Bu da toplumsal dönüşümün yapılabilmesi için gereken özgüven ve gücü partinin elinde tutmasını sağlamıştı. SSCB'yle yapılan görüşmelerde Mao, on beş yıl içinde kapitalist sistemin önüne geçileceğini öğrenmişti. Kruşçev, yaptıkları son ekonomik hamlelerle ABD'yi alt edeceklerini ve Dünya piyasalarına onbeş yıl içinde hakim olacaklarını söylemişti. SSCB, ABD'yi kendine rakip alıyorsa, Çin de Büyük Britanya'yı almalıydı. Ama, onlar bunun için 15 yıl bekleyemezlerdi. II. 5 Yıllık Kalkınma Planı ile bu işi beklenenden kısa sürede halletmeye karar verdiler; Büyük İleri Sıçrayış'ın zamanı gelmişti.


Bu büyük ekonomi hamlesinde yapılmak istenen tarım ve sanayi arasındaki engeli kaldırıp eş zamanlı ilerlemeydi. Köylüler toprak ekimini tamamlayıp, kış boyu yetecek mahsulü garanti altına aldıktan sonra arka bahçelerine kurdukları fırınlarda metal araç gereç üreteceklerdi. Böylece, fabrika, enerji santrali ve benzeri gereksiz yapılar olmadan üretim yerinde artırılacak ve komün hayatıyla kişisel dertlerinden arındırılmış köylü, rejimin efektif ve verimli bir neferi haline gelecekti. Başta işler iyi gitti. 1958 yılında yapılan hasat, geçmiş yılların üstündeydi; haliyle köylünün gıda endişesi kalmıyor, enerjisini küçük fırınlarda üretecekleri tencere tavaya ayırabiliyordu. Fakat, liderler ve onların sivri zekalı toplum mühendisleri bazı (önemsiz) ayrıntıları unutmuştu; doğaya bu şekilde (yani rasyonel ve sistematik kontrollü testlerle çalışıp, farklı koşullarda ve kişiler tarafından tekrarlanıp yakın sonuçlar alınmadan) yön verilemezdi. Havaya girmiş sosyalistler bir anda binlerce yılın birikimi ziraat tekniklerini hiçe sayıp 1959'dan itibaren verimi çok ciddi seviyede arttıracaklarını düşündükleri fikirleri uygulamaya başladılar. Normal ekim düzenini bozup, aynı alana beş ila on katı ürün ektirdiler. Buğday ve mısır gibi bitkileri, hiçbir bilimsel analiz yapmadan aynı alana ekip, el ele mutlu mesut ve mümkünse geçmişe göre çok daha fazla ürün vermelerini beklediler. Katma değeri yüksek, ekonomide önemli yer tutan çay gibi ürünleri söküp, yerlerini iklime, çevreye, toprağın uygunluğuna hiç bakmadan pirinç tarlalarına çevirdiler.


Bir sonraki yazıda bu deneyin sonuçlarıyla devam ediyoruz.


Saygılar


bottom of page