top of page

Totaliter Ütopyalar - 4 (III. Reich ve Holokost-3)

Merhaba,


Nazilerin 1933 yılı itibariyle iktidara gelişi, Alman milleti ve komşu devletler için tehditten çok bir umuttu. Hitler mitinglerde Aryan ırkının yükselişini barış yoluyla sağlayacaklarını söylüyordu. Her ne kadar Kavgam'da bunun aksini defalarca dile getirmiş olsa da, hem Almanlar hem de komşuları bu barış oyununu yutmuştu. Yahudilere karşı düzenlenen boykotlar, kınamalar, sınırlı şiddet gösterileri bunu etkilemiyordu; çünkü Yahudilere karşı düşmanlık sadece Almanya ile sınırlı değildi. Komşularda da benzer durum söz konusuydu. Hem tarihi örgüden, hem ticari kaygılardan, hem de Yahudilerin diğerleriyle ilişkilerini ciddi oranda sınırlayan inanç ve yaşam düzeni buna sebep oluyordu. Onların kutsal kitaplarındaki inanç modeli, başka hiçbir kavmin aralarına giremeyeceğini, başka inançtan kimseyle evlenemeyeceklerini, Dünyanın öyle böyle tek lider ulusu olmalarını emrediyordu. Ayrıca tarih boyu hiçbir başarılı devleti kuramamaları ve girdikleri ülkelerde ticaret gibi "küçük düşürücü" işlerin dışına pek çıkmamaları; yani ataerkil düzenin şahı militarist yapıya ters davranmaları, hor görülmelerini sağlıyordu. Bir önceki yazıda Yahudilerle ilişkilerin Almanya'da 19 yy sonu itibariyle nasıl bir çerçeveye sahip olduğuna kısaca değinmiştik. Konuyu burada daha fazla irdelememize gerek yok; Avrupa'da Yahudilere karşı ters bakış aşikardı. 1930'lara kadar bu tepki eleştiri, bildiri ve sınırlamanın ötesine geçmemişti. Fakat, Nazilerin iktidarı durumu değiştirmeye başladı.


Başlangıçta parti yönetim planında Yahudi sorunu, yasal ayrım ve bazı sivil haklardan mahrum etmekle sınırlıydı. Fakat, iktidarın ele geçirilmesine bağlı olarak SA (Strumabteil adlı SS öncesi Nazi milisleri) havaya girmiş, sağda solda Yahudi karşıtı eylemler ve aşırılıklar gösteriyordu. Parti yönetimi bu konuya pek müdahale etmedi, çünkü konu "taşan duygu selini yatıştırmak" olarak görülüyordu. Çeşitli boykotlarla desteklenen bu şiddet dansları (böyle diyorum çünkü Neolitik çağda gördüğümüz av partilerinden pek farkı yoktu) bir süre daha devam etti, sonra gazı söndü ve 1935'e kadar zavallı Yahudiler için görece rahat bir dönem yaşandı. Goebbels, Yahudi karşı eylemlerin toplumda ilgi görmemesinden dolayı hayal kırıklığına uğramıştı. SA'ların bütün ısrarına rağmen Yahudi işyerlerinin boykotuna Alman halkının büyük çoğunluğu katılmamıştı. O zaman, bu fikri bütün topluma satmak gerekecekti; bunun da yolu propagandaydı. Yeni nesil radyolar, güçlendirilmiş yayın alt yapısı ve medyanın devlet elinde tekelleşmesiyle, her gece Alman evlerinde "sohbetler" başladı. Goebbels'in bizzat dizayn ettiği bu yayında, Alman ırkı ve geleceği bol bol övülürken, Yahudilerin bunu alt etmek için ne işler çevirdiğine, bu kanı bozukların toplumun temellerini çürütmeye çalıştığına ve bir sürü ipe sapa gelmez benzer iddiaya değiniliyordu. Her gece, her gece aynı şeyi dinleye dinleye Alman halkının beyni sulanmaya başlamıştı; fakat, yine de Goebbels'in hayal ettiği gibi bir aksiyon yoktu.


1935'e geldiğimizde işler değişmeye başladı, çünkü Nazi ekonomi politikası alt ve orta kesim için taahhüt edilen sonuçları verememişti. Böyle bir ortamda en mantıklısı yine duygulara hitap edecek bir "Dış Güçler"e başvurmaktı; Yahudi sorunu tekrar masaya kondu. Fakat, kapsamlı bir saldırıyı düzenlemek mümkün değildi, çünkü yine ülke ekonomisi zarar görecekti. Bu yüzden fiziksel saldırı ve yağma yerine bu meseleyi hukuki açıdan ele almanın daha iyi olacağı düşünülüp ünlü Nürnberg Yasaları çıkartıldı. Yasaların detayına bakarsak, sadece kimin Yahudi olduğunu ve Alman ırkıyla olan sınırlı ilişkilerinin nasıl düzenleneceği üstüneydi. Ekonomik hiçbir yaptırım yoktu, ticaret veya benzeri hiçbir finansal yapıyla ilgili sınırlamadan bahsedilmiyordu. Bu faşist ayrımla alt ve orta-alt kesimin keyfi yerine geldi, olay bir süre daha rafta soğutuldu.


Yine Goebbels'in liderliğinde bu süreç işlerken, Himmler ise farklı bir yoldan konuyu ele almaya başlamıştı. O, Goebbels gibi Alman halkını kışkırtıp topyekûn bir mücadeleye girişmektense, Yahudi sorununu gizlice ama acımasızca çözmenin peşindeydi. Bunun için ilk örnek çalışması Dachau toplama kampı oldu. İleride açılacak bir çok kampın öncülü Dachau'nun ilk misafirleri siyasi suçlular, daha basit haliyle muhalif kesimdi. Sosyalist, komünist ve sosyal demokratlar çeşitli suçlama ve bahanelerle Dachau'ya yollanıyordu. Himmler, kampı bizzat ziyaret edip en ince ayrıntısına kadar teftiş etmişti. Gelecekte kurulacak imha kamplarının öncülü olan bu tesis, “tasfiye” operasyonlarını kısa sürede ve efektif kılabilmek için gereken Ar&Ge faaliyetlerinin yürütüleceği bir yer olmuştu. Burada geliştirilen işkence metotları SS ve Gestapo için bulunmaz nimetti.


Her ne kadar gündemden düşse de Yahudi meselesi Nazi devlet kurumlarında önemini koruyordu. İçişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Dört Yıllık Plan Yönetimi, SS ve Gestapo; kim köşeye sıkışsa bu mühim meseleyi hemen ortaya sürüyor, dikkati dağıtıp hedef şaşırtıyordu. Yine de Hitler sessizdi; 1936 ve 37 yılları boyunca konuya dair hiçbir karar vermedi, süreç işletmedi. Radikal görüşlerine rağmen, ekonomi ve dış ilişkilerin yönetimini ön planda tutmak zorunda olduğu için harekete geçmiyordu. Sadece, bir defasında Goebbels'le yaptığı özel bir görüşmede Yahudilerden bahsetmişti. Onlar Avrupa'dan atılmalıydı; bu zaman alacaktı ama yapılması gerekiyordu. Bu kararı Goebbels'in günlüklerinde kalmıştı. Halk o gün için bir şey bilmiyordu.


Naziler yükseldikçe, toplumun yıkıcı ilkel dürtüleri de gelişti. 1938 yılı Kasım ayında işler iyice kızışmıştı. Hitler savaş çığırtkanlığına başlamış, çevre ülkelerden toprak talep ediyordu. Avusturya'nın ilhakı Anschluss'la tamamlanmış, Çekoslavakya'nın Sudetland bölgesi Münich konferanslıyla Almanlara hediye edilmişti. İyice coşan Alman egosu kendisini yenilmez görüyor ve şiddet dürtüsüyle yanıyordu. Kristallnacht bu derde derman oldu. Fransa'da bir Alman diplomatın Yahudi bir genç tarafından öldürülmesiyle kabaran duygular sel olup Yahudi yerleşimlerine yağdı. Şiddet eylemleri gece boyu sürdü. Sinagoglar yakılıp yıkıldı; iş yerleri, dükkanlar ve evler yağmalandı. Nazi iktidarı kılını bile kıpırdatmayıp, gençliğin öfkesini boşaltmasına izin verdi; ileride bu kudurmuş sürüden çok iyi asker olacaktı.


Göring'le çekişmelerinden yenilgiyle çıkan Goebbles, Hitler'in gözünde kaybettiği prestiji Kristal Gece olayı ile tekrar kazanmıştı. O hala topyekün bir hareketin peşindeyken Himmler, Avusturya'da yeni bir model üstünde çalışmaya başlamıştı. Dachau benzeri bir toplama kampı olarak kurulan Mauthausen toplama kampı, bu projenin odağıydı. Ama, endüstriyel ölçekte katliama daha vardı.


Savaşın başlamasıyla işler değişti. Hazır ortalık karışmışken, toz duman savrulurken, Yahudilere kapsamlı bir el atmanın artık zamanı gelmişti; mallarına el konulacak ve Almanya'dan atılacaklardı. Polonya'nın işgali sonrası kurulan sözde "Merkez Hükümet" Alman Yahudilerinin süreleceği yerdi. 1940 yılı ortalarına kadar bu sürgün devam etti, fakat bir yerden sonra yeni gelen Yahudileri koyacak yer kalmamıştı; Merkez Hükümet lideri Hans Frank bu şikayetini iletince Göring tehciri durdurdu. SS lideri Reinhard Heydrich, Alman egemenliği altında biriken 3.5 milyon Yahudi'yi hareket ettirme imkanı kalmadığını raporlayınca, farklı bir çözüm üzerinde çalışma başlatıldı. Avrupa'daki hiçbir yer Yahudiler için çözüm değildi; işgal büyüdükçe daha da ileri bir karakola bu kadar çok insanı taşıyıp durmak hem maliyetli, hem de zaman alıcı bir şeydi.


Bunun üstüne SS ofislerinden birisi fantastik bir fikirle geldi; Yahudileri der top edip Madagaskar'a süreceklerdi. Nasıl bir akıl tutulması yaşanıyorsa, bu fikir olumlu karşılandı. Himmler bu dahiyane planı Hitler'e sattı, o da yetmiyormuş gibi Mussolini'yle hem fikir oldu. Hepsi el ele tutuşmuş, Avrupa'daki on milyonlarca Yahudiyi limanlara toplayıp gemilere bindirecek ve Hint Okyanusundaki yeni evlerine mutlu mesut gönderirken arkalarından el sallayacaklardı. Olmadı tabi ki; bir kere savaş koşulları buna izin vermedi. 1942 itibariyle Almanlar hem Atlantik hem de Akdeniz'deki üstünlüklerini kaybetmişti. Ayrıca, Yahudileri taşıyacak gemilere, daha önemli görevler için ihtiyaçları vardı.


Bu sırada Barbarossa Harekatı başlamış ve Almanlar Dünya tarihinin en dehşetli savaşı için Sovyet topraklarına girmişti. (Merak edenler Alman Savaş Makinesi-3 (Barbarossa Harekatı) adlı yazımızdan itibaren bu konuyu okuyabilirler) Ordular Moskova'ya doğru ilerlerken, geride kalan topraklarda gerilla savaşı ve terör aktivitesi olmasın diye SS'lere bağlı Einsatzgruppen harekete geçmişti. Asıl amaç bunun ötesindeydi; bölgedeki Yahudi sorununun çözülmesi gerekiyordu. İlk önemli kitle katliamları Kiev yakını bir yerleşimde yapıldı; 30 bin civarı masum sivil sorgusuz sualsiz katledildi.


Einsatzgruppen'ın uyguladığı "yerinde katliam" modelinin birkaç problemi vardı. Bir kere infaz, insanların yaşadığı bölge içinde yapılıyordu; haliyle direniş olasılığı yüksekti. Diğer bir sorun, SS'lerin Yahudileri başlarından vurarak, yani bizzat öldürmesiydi. Bir kısım ruh hastası sadisti bir kenara koyarsak, SS'lerin büyük bir kısmı kısa sürede bu görevden şikayet etmeye başladı. Moraller bozuluyor, infazlar aksıyordu. Bu işe başka bir yol bulunmalıydı. Bu arada, emirler direk Himmler ve Heydrich'ten geliyordu; Hitler'in "Nihai Çözüm" üzerine görünen bir direktifi yoktu. Fakat, aynı yıl içinde Göring, Heydrich'i çağırıp bu işi kökünden çözmesini istedi; Yahudilerle uğraşacak enerjileri kalmamıştı.


Bu emirle, Heydrich bizi Wansee konferansı'na götürüyor. Bu konferansla ilgili sinema filmleri katılımcıların gün boyu oturup ciddi ciddi Yahudi sorununu ele aldıklarını gösterir. Halbuki durum pek öyle değildir. Heydrich'in SS grubundaki önemli adamlarından Eichmann, birkaç yanlış istatistik paylaşıp sözü amirine bırakmıştı. O da zaten belli olan karar için katılımcıları kısa sürede ikna edip yemek ve içki faslına geçilmesini sağlamıştı. Dünya tarihinin en acımasız kararlarından bazılarının verildiği bu toplantı, bol şampanya, konyak ve viskiyle sonlandırıp, görevlerini yaptıkları için kendinden emin devlet çalışanları evlerine yollanmıştı. Dışişleri, İçişleri, Adalet Bakanlığı ve SS grubundan katılımla bu tiyatro sona ermiş, Yahudileri eritmek için hangi yolların izleneceğine karar verilmişti.


Bu noktadan sonrası Holokost'un dizaynı ve çalıştırılması ile ilgili. Yahudiler bütün Avrupa'da nasıl tespit edildi, toplandı ve imha kamplarına gönderilip, hangi tekniklerle yok edildi...

Bir sonraki yazımızda Holokost mühendisliğinin derin dehlizlerine iniyoruz.


Saygılar


bottom of page