top of page

Totaliter Ütopyalar - 3 (III. Reich ve Holokost-2)

Merhaba,


Önceki bölümde sağ kökenli totaliter ütopyaların tanımını yapıp örnekler vermiştik. Tarihte şu ana kadar görülmüş en korkuncu 3. Reich'tı. İktidara gelişlerinden Almanya'nın tamamen yıkılmasına kadar geçen yaklaşık 12 yılın özellikle son çeyreğinde akla hayale gelmeyecek bir katliamı örgütlediler. Amaçları saf kötülük değildi; onlar Avrupa'yı yeniden yapılandırıp, kendi bakış açılarına göre yozlaşmadan arındıracak ve ütopyalarını bağladıkları Ari ırkını Yahudilerden kurtarıp rafine edeceklerdi. Bunu önce tasfiyeyle denediler; olmadı yaşam alanlarını sınırladılar; hiç olmayınca da "Nihai Çözüm" ile milyonları yok ettiler. Bu bölümle beraber Dünya Tarihinin en karanlık ve çılgın dönemlerinden birine şahit olacağız. Fakat burada klişelerden çok, az bilindik gerçekler ve hatta daha ötesi; örtbas edilmişlerin peşine düşeceğiz. Nefesimizi tutalım, gaz odalarına giriyoruz.


Alman milleti için Yahudi sorunu düşünüldüğü gibi I. Dünya Savaşı sonrası bir problem değildir. Hatta, Hitler'in icat ettiği bir problem hiç değildir. Hıristiyan Alman toplumunun, ülkede yaşayan yaklaşık 300 bin civarı Yahudi ile oldum olası problemi vardı. Bu gerilim II. Wilhelm zamanında, 1871'de Yahudilere siyasi eşitliğin verilmesiyle bir nebze yatıştı fakat tamamen ortadan kalkmadı. Yahudilerin önemli bir kısmı orta sınıfa mensuptu. Bunlar önemli ölçüde ticaretle uğraşan ve meslek sahibi kişilerdi. Birçoğu önemli kademelere gelmişti; 1910 yılı itibariyle sanayi ve bankacılık alanında çalışan önemli şirketlerin yönetim kurullarının %25'ini oluşturuyorlardı. Yine de her organizasyonda yer alamıyorlardı; ordu veya akademide üst düzey pozisyonlarda nadir görülürlerdi.


I. Dünya Savaşı öncesi dönemde kapitalist kurumlar, olası bir sosyalist devrime karşı işçileri kışkırtmak için antisemitizmi bol bol kullanıyordu. Düşman patronlar değildi; alt kesimi sömürenler Yahudi yönetici ve tüccarlardı. Bu fikir yavaş yavaş toplum içinde yer etti. Özellikle milliyetçi partiler, örgütler (ki patronların ciddi desteğini alıyorlardı) toplumsal yapının çözüldüğünü ve bundan Yahudilerin sorumlu olduğunu bas bas bağırıyordu. "Yahudileşme" diye bir kavram icat etmişlerdi; Alman toplumu, ekonomisi ve kültürü onların eksenine kayıyordu. Fakir, cahil ve muhafazakar kesim bu fikri çok tuttu. Onların hayatını zehir eden faktör bulunmuştu; "Dış Güçler" iş başındaydı.


I. Dünya Savaşı sonrası dönemde, kaos halindeki Almanya'da sağ kökenli siyasi partiler gemiyi azıya alıp Yahudilere yüklenmeye başladılar. Aryan ırkının bekası ülkenin Yahudilerden temizlenmesiyle mümkündü, çünkü Sami zihniyeti onun baş düşmanıydı. Savaşta çok hırpalanmış, sonrası dönemde de ağır ekonomik koşullar altında ezilmiş alt ve alt orta sınıf için bu "Aryan Miti" bulunmaz nimetti. Almanya'nın bir kez daha yükselmesini bu mit sağlayacaktı. İşçi, memur, esnaf ve emekliler ekonomideki savrulmayı derinden hissediyor, bir de her geçen gün gelişen modern sanayi ve kapitalizm karşısında daha da korumasız hale geliyordu. Bu ırk miti hala bir umudun olduğu ve iyi günlerin geleceğine dair onları teselli ediyordu. Bu bir mesihle veya mahşer günü sonrası ulaşılacak sonsuz birlik ve iyilik gibi ucu açık, belirsiz bir model değildi. Gözünüzün önündeki bir gerçekti; övünülecek başarıları olan bir ırkınız vardı ve onun saflığıyla öbür Dünyayı falan beklemeden, şimdiden cennete ve yaşam alanına (Lebensraum) ulaşabilirdiniz. Alt orta kesim bu modeli benimsedi. Onun gerçekleşmesi önündeki en önemli unsura yani Yahudilere de bilenmeye başladı.


Halbuki, düşman bildikleri Yahudiler vatanına bağlı sıradan insanlardı. Savaş dönemi olsun, sonrası olsun her zaman çalışmış ve kayıtlı tarihin hiçbir aşamasında Aryan ırkını sabote etmekle ilgili bir gayeye sahip olmamışlardı. 1920'lerde gelişmeye ve hırçınlaşmaya başlayan antisemitizm olgusuna karşı ne ciddiye alınacak siyasi bir örgütlenmeye, ne de bulundukları büyük şirketlerin gücünü kullanmaya yeltenmişlerdi; belki de onların en önemli sorunu buydu. Tarih boyu oradan oraya savrulan bu topluluk, birlik beraberliği unutmuş, tehditleri öngörecek veya bertaraf edecek sistematik yapıları kuramayacak kadar sinmiş; azınlık olmayı ve ezilmeyi bir kader olarak görecek kadar heyecanını yitirmişti. Bu konuya ileride tekrar geleceğiz; bizi çok önemli bir yere, Judenrat'a çıkartacak.


Biz 20'li yıllara dönersek; Almanya'nın kaynayan kazanında Yahudiler sinerken, faşistler hem onlara hem sosyalistlere karşı azgın bir mücadeleye girişmişti. Adolf Hitler de böyle bir ortamda siyaset sahnesine çıkmış, başarısız bir darbe sonrası hapse girmiş ve orada yazdığı Kavgam'da bu konuya zehir zemberek bir giriş yapmıştı. İlginçtir; Yahudilerle hiçbir travmatik geçmişi yoktu, hatta bir geçmişi bile yoktu. Çocukluğu ve gençliği boyunca Yahudi asıllı kimseyle temas etmemişti. Ailesinin de özel bir durumu yoktu; Kavgam'da kendisi bunu açıklar. Her ne olduysa savaş sonrası dönemde olur; yukarıda örneklerini paylaştığımız muhafazakar sağ partilerin kitaplarını, broşür ve bildirilerini okur. Parti toplantılarına katılır, önceleri dinler sonra konuşmacı olmaya başlar. Zaman içinde kafasında, Yahudilerin Alman toplumunu nasıl çürüttüğü, dayandığı temelleri nasıl kemirdiği ve gelecekte onları yok edip bu toprakları tamamen ele geçirmek dışında hiçbir çıkar yolları olmadığına dair geri dönülmez (psikopatolojik) bir fikri benimser.


Tevrattan verdiği örneklerle, Yahudi toplumunun asla başka bir ırkın yönetimine girmeyeceği, bunu yapsa bile gizli gayesi doğrultusunda iki yüzlü bir eyleme geçeceğini söyler. Yehova onlara bütün Dünyayı işgal etmelerini emretmiştir. Eninde sonunda bunu gerçekleştireceklerdir. Hitler, Yahudilerin bu yolda nasıl ilerlediklerini hiçbir rasyonel veriye dayandırmamasına rağmen detaylı olarak açıklar. Onların geçmişinde doğru düzgün hiçbir ulus-devlet yapısı olmamasını, bin yıldır uyguladıkları plana bağlar.


Bu plan şöyle çalışır; onlar mevcut bir topluma yavaşça sızar. Sonra, çok iyi bildikleri ticaret ve finans sektörünü ele geçirirler. Hiçbir şey üretmeden, al-sat üstünden para kazanırlar. Parayı da faizle büyütür ve borsa spekülasyonları, lobi faaliyetleri, devlet kademelerine sızmalar; yani bildiğimiz bütün "Dış Güç" numaralarıyla devleti yavaş yavaş ele geçirirler.


Üst ve orta sınıfı bu şekilde sindirirken, alt kesimi de sosyalizm aygıtıyla alt ederler. Hitler'e göre sosyalizm ve onun sırtını dayadığı komünist düzen tam bir Yahudi oyunudur. Görüntüde işçi sınıfının yanındadır, ona eşitlik, özgürlük ve gelir dağılımında denge getireceğini vaat eder, ama bunlar ana plan üstündeki bir örtüdür. İşçileri arkalarına alıp iktidarı ele geçirdiklerinde asıl yüzleri ortaya çıkacaktır. Devletin düzenini geri dönülmez bir şekilde değiştirecek, bildiğimiz bütün kurumları tasfiye edip kendi totaliter rejimlerini kuracaklardır. Aşılmaz duvarlarla ördükleri bu yeni düzenle bütün kesimleri köleleştirip, tek tipe indirecek ve onları sömürerek Dünyayı fethedeceklerdir.


Bunu doğruluğu için gösterdiği tek kanıt Bolşevik devrimi sonrası, Rus topraklarında yaşanan dönüşüm ve 30 milyona yakın insanın katledilmeseydi. Sayı çok abartılı da olsa, Bolşeviklerin neler yapacağına dair öngörülerinde doğruluk var. Fakat benzer bir planı Yahudilerin, Almanya'da uyguladıklarına dair en ufak bir kanıt yoktu. Yine de o, bu fikre inatla bağlanmıştı. Düşmanı her yönüyle dizayn etmiş ve kabus gibi bir gelecek çizip, ondan Aryan ırkının derhal kurtarılması gerektiğini ilan etmişti. Bolşevikler için de bu öfke seline kapılmıştı ama biz onları bırakıp, konumuza sadakat gösterelim.


Bu esip gürlemeler, Naziler iktidara gelinceye kadar parti toplantıları ve mitinglerle sınırlı kalır. Fakat, 1933 yılından itibaren işler değişmeye başlar. Gelecek bölümde Holokosta giden taşlı ve kanlı yolda ilerliyoruz.


Saygılar


Comments

Couldn’t Load Comments
It looks like there was a technical problem. Try reconnecting or refreshing the page.
bottom of page