top of page

Kötülüğün Tarihi - 4 (Mezopotamya-2)

Merhaba,


Medeniyetin başlangıcıyla beraber hem aşkın varlıklar resmi adlara kavuşup tanrı mertebesine yükselmiş, hem de onların yönetiminde organize bir kötülük şebekesi kurulmuştu. Bir önceki yazıda üstünden geçtiğimiz bu örgüt, kötülüğü 7 sınıfta toplamış; insanlara musallat ediyordu. Peki ilk kötülüğü kim yaptı? Kadr-i mutlak tanrılar, her şey gibi bunu da kontrollerinde tutmalıydı. Böylece, tarihte bilinen (mitsel anlamda olsa da) ilk cinayet yazıya döküldü.


Mite göre İnanna kendisine bir koca seçecekti. Rakipler çoban tanrı Dumuzi (Temmuz) ile çiftçi tanrı Enkimdu'ydu. Dumuzi, İnanna'ya kendisini seçmesini, Enkimdu'nun verebileceklerinden çok daha fazlasını ona sunabileceğini söyler. Enkimdu, Dumuzi'yi vazgeçirmeye çalışır ve ona seslenir;


Sen ey çoban, niye bir kavga çıkarıyorsun?

Ey çoban Dumuzi niye kavga çıkarıyorsun?

Benle seni, ey çoban, benle seni niçin karşılaştırıyorsun?

Koyunların yerin otlarını yesin, benim otlaklarımda senin koyunların otlasın,

Zabalam tarlalarında ot yesinler,

Tüm koyun sürülerin ırmağım Unun'un suyunu içsin.


Dumuzi cevaplar;

Ben, çoban [diyorum ki] evliliğime ey çiftçi

dostum olarak girme [burnunu sokma]

Ey çiftçi Enkimdu, dostum olarak, ey çiftçi [evliliğimi] çiğneme


Enkimdu yanıtlar;

Sana buğday getireceğim, fasulye getireceğim sana,

... fasulyesi getireceğim sana,

Genç kız İnanna (ve) sen neden hoşlanıyorsan o şeyi

Genç kız İnanna ... getireceğim sana...


Mitdeki (Habil/Kabil ikilisine atfedilen) çatışma, avcı-toplayıcı ile tarım toplumları arasındaki gerilimi gösterir. İkisi de kıza (yani Toprak Ana'ya) taliptir. Dumuzi'nin duruşu nettir, ne vaad ettiği bellidir; ayrıca İnanna da onu tercih eder. Sonra başlarına neler geldiğini İlkel Dinler Tarihi-9 (Sümerler-1) adlı yazıda görmüştük; başarısız bir evliliktir bu. Enkimdu ise biraz farklı bir yoldan gider; Dumuzi'yi kavga çıkarmakla suçlar. Halbuki onun hayvanlarını, Enkimdu'nun çimlerinde otlamasına, ırmağından su içmesine izin vermiştir. Dumuzi ters davranınca da (Kabil versiyonunda okuyoruz) cinayete kurban gider. Fakat, Enkimdu bu durumdan dolayı lanetlenmez, hatta soyun devamını getirmek için Eski Ahit'de yazıldığı gibi kutsanır; medeniyet, tarımı kendisine esas seçer. Hikayenin biraz derinine inince iki önemli şeyle karşılaşıyoruz; algı operasyonu ve çökme.


Enkimdu, güzel bir algı operasyonuyla kadim tanrıların yarattığı toprağa, suya, dağa taşa usulca çöker. Bir de yetmezmiş gibi Dumuzi'yi neden kardeşçe davranmadığı, neden kendisine "izin verdiği" nimetlerinden faydalanmadığını sorar. Haliyle bir taşla iki kuş vurur; araziye çöker, bunu meşrulaştırır ve toprağın sahipsizliğinin simgesi avcı-toplayıcıya itibar suikastı düzenler. Yazıya dökülen kötülük, aslında sadece bir cinayet değildir. Toprağın sahiplenmesi, işgali ve talanı meşrulaştırılmıştır. Hem de buna karşı çıkan avcı-toplayıcıların imhası da başlamıştır. Aşağı yukarı günümüzde sona eren avcı-toplayıcı (konar-göçebe) toplumların, tarım kökenli bu yeni düzene karşı yapabileceği bir şey yoktur.


Bu arada, İlkel Dinler Tarihi-9 (Sümerler-1) adlı yazıda gördüğümüz gibi, mitte İnanna genç kız olarak geçer. Diğer mitlerde de gördüğümüz gibi, buradaki hikaye de aslında Sümerlerden önce, Neolitik dönemden kalma bir anlatı olabilir. Tarımın kolektif yapılanması, tedarik zinciri organizasyonu ve zenginliğin (sermayenin) gelişmesiyle oluşan sınıfların güçlenmesi yazıdan çok öncesine dayanıyor. Bu da ilk ciddi çatışmaların, mülkiyet hakkı gibi unsurların ilk defa gündeme gelmesi ve tarım kökenli toplumun kendini aklaması için tanrılar arasında (ama tarım yandaşı) bir mit yazımını gerektirmiş olmalı.


Tarım toplumundaki sınıf organizasyonu ve organize bir ordunun kurulması hem yeni düzeni sağlamlaştırmış, ama bu yeni ekonomi biçimi ciddi bir kaynak ihtiyacı da doğurmuştur. İnsanlığın tarihinin Kalkolitik Çağ'dan beri değişmeyen gerçeğinin tohumu atılmıştı; sefer ve talan ekonomisi. Ordular harekete geçip, çevre şehir-devletleri yakıp yıkıyor, elde avuçta ne varsa talan ediliyordu. İşte bunun güzel bir örneğini ilk Asur hükümdarlarından II. Asurnasirpal'dan dinleyelim;


Hullaya kalesine ulaştığımda bütün askerlerimle saldırdım ve amansız bir mücadeleden sonra kaleyi teslim aldım. İlk saldırıda kaledeki altı yüz asker öldü. Esir aldığım üç bin kişiyi yaktım, tek bir esiri sağ bırakmadım ama canlı yakaladığım Hullaya'yı öldürmedim. Cesetleri bir tepeye yığdım ve genç erkekleri ve kızları da orada yaktım. Hullaya'nın diri diri derisini yüzdüm ve derisini parçaladım, yakıp yıktığım Damdammusa kenti siperlerinde bir yere astım.


İmparatorun dehşet verici beyanı, kötülüğün insani kaynağını ne kadar da güzel özetliyor. Aldığı şehirde sadece canlı bırakmasa neyse, ama bilinçli bir şekilde eziyet etmesi, savaşamayacak durumdaki gençleri kitle imhası, teslim olmuş rakibine işkencesi hiçbir tanrı, dinsel düşünce veya buna bağlı motifle eşleş(e)mez. Bu, insanoğlunun kalbindeki saf kötülüğün ilkel çağlara ait bir işareti olabilir. Tabi kendi dönemimizin bakışıyla bu kadar net bir duruş gösterebiliriz. Yoksa, bu insanlık suçunu gizlice işler, devletin resmi kayıtlarına sokmazlardı.


Burada yapılan daha çok "dosta güven, düşmana korku" salan bir savaş makinesinin beyanıdır. Kendi döneminin süper gücü Asur İmparatorluğu, çevre devletlere boyun eğmezlerse başlarına ne geleceğine dair propaganda uyguluyor gibi. Ama yine de yapılanların kabul edilebilecek bir tarafı yoktur; kendinden olmayana karşı duyulan korkunç nefretin bir sonucudur. Bu korkunç dürtüyü, kökenlerini ve diğer etkenlerle birleşerek neye dönüştüğünü ileride derinlemesine işleyeceğiz. Biz Mezopotamya çöllerine dönüp, kötülükle ilişkilendirebileceğimiz başka kaynaklar aramaya devam edelim.


Kıtlık, her türlü toplum için büyük bir problemdir. Özellikle tarım toplumu için yıkıcı gücü, diğerlerine göre çok daha etkilidir. Avcı-toplayıcılar, yaşadıkları bölgeyi terk edip daha iyi bir yere göç edebilir. Fakat, tarım toplumu kendi icadı "mülkiyet" hakkı yüzünden bunu yapamaz. Terk ettiği bölgeyi o geri dönmeden başkası ele geçirebilir. Ayrıca, en az kendisi kadar organize diğer topluluklar da onları hoşgörüyle karşılamayabilir. Bu yüzden kıtlıkla mücadele etmek gerekir; her anlamda. Aşağıdaki mitte apokalips seviyesine kadar gelmiş bir kıtlık ve sonrasında neler olduğunu okuyoruz.


Mite göre medeniyet geliştikçe, nüfus arttıkça gürültü de artar. Enlil rahatsız olur, uyuyamaz. Panteonunu toplayıp insanların kıtlığa sürüklenmesini emreder. Sonuçlarını mitten okuyalım;


Geniş ova güherçile ile kaplandı! Toprak da "göğsünü" ters yüz etti

Sebzeler çıkmadı artık, tahıl da yetişmedi!

Böylece lanetlendi insanlar, düğümlenen rahimler çocuk taşımadı artık!

İkinci yıl geldiğinde ambarlar boşaltıldı;

Üçüncü yıl geldiğinde bitap düştükleri için bütün yüz çizgileri [değişmişti]

Dördüncü yıl geldiğinde insanlar giderek daha az yer kaplıyordu

Geniş omuzlarını daraltarak dolanıyorlardı, bıkkın sokaklarda

Beşinci yıl geldiğinde kızlar analarının [içeri girmesine] izin vermiyordu

[Analar da] [kızlarına kapıyı açmaz olmuştu]

Kızlar annelerinin [terazilerini denetler oldu]

Analar da [kızlarınkini]

[Altıncı yıl geldiğinde] kızlar yemek diye getirildi sofraya

Erkek çocuklar da [tatsız tuzsuz yemek] diye!

[Bir ev] başka birini yiyip yutuyordu.


Mitin devamı tufanla toplu yıkıma kadar gidiyor. Ama ben özellikle bu bölümüne dikkatinizi çekmek istedim. Kıtlık devam ettikçe işler daha da kötüye gitmiş, en sonunda yamyamlık başlamıştı. Buradaki en büyük dehşet ailelerin kendi çocuklarını yemesiydi. İnsanlık, açlıkla sınanınca bütün ahlaki değerlerini kaybetmiş, biricik masum yavrularının etine göz dikmişti. Bu olay, kötülüğün aslında içimizde, derinlerde hep pusuda beklediğine dair güzel bir örnektir. Aynı, Joker'in Batman'e şu videoda söylediği gibi; Batman interrogates the Joker. "Şu medeni insanları bir odaya kapatalım; birbirlerini çiğ çiğ yerler." Evet, böyleydi, Mezopotamya yani medeniyetin beşiği, doğduğu günden beri bunun farkındaydı ve yukarıdaki mitte çok net bir şekilde dile getirmişti.


Gelecek yazıda Mezopotamya'daki yolculuğumuza biraz da psikolojik dehlizlerde devam edeceğiz. Mitleri okuyup, geçmişten gelen diğer etkenlerle beraber kötülüğün nasıl bir şekil aldığına bakmaya devam edeceğiz.


Saygılar


bottom of page