top of page

İslamın Altın Çağı-7 (Psikoloji - Kişisel Gelişim)

Yazı dizimizin bu bölümünde psikolojinin önemli bir alt dalı olan kişisel gelişime değineceğiz. Günümüz islam medeniyetlerine baktığımızda kişisel gelişim pek de ön planda olan bir konu değildir. Bitmek bilmeyen savaşlar, siyasi çekişmeler, ekonomik zorluklar, sosyal yapı bozukluğu, kültürel çöküş, sanatın düşük kalitesi ve daha bir çok etken altında ezilen insanların kişisel gelişim ya da bununla amaçlanan mutluluğu en önemli amaç olarak görmelerini bekleyemeyiz (Ya da artık unutmuşuz böyle şeyleri). Ama zamanımızdan bin yıl öncesinde, böyle değildi. Hem filozoflar, hem de sufiler hakikat yolculuğunu esas almak üzere, mutluluğun en önemli amaç olduğunu söylüyorlardı. Bu yolculuğun yöntemini ve gayesini her iki taraftan inceleyeceğiz.

Filozofun Mutluluk Kavramı

Farabi'ye göre insanoğlunun yegane amacı mutluluktur. Kendi varlığının ulaşabileceği en mükemmel durum budur. O dönemin bakışına göre, göksel varlıklar insana göre üstündü ama sadece akıl anlamında. Onların ışıldaması da mutluluk kaynaklıydı. Bu şekilde düşünmesini sağlayan, göksel varlıkların hareketlerini izlemesi olabilir. Sürekli devinen ve ışıldayan bir varlığın mutlulukla eşleştirilmesi, (en azından bana göre) anlamlı olacaktır. Mutsuz insan içine kapanır, hareketini kaybeder, kötü duyguların kontrolünde kalır. Mutlu insan ise günümüz tabiriyle motive, hareketli ve üretkendir. Farabi, insanın mutlu olabilmesi için göksel varlıklarınkine benzer bir devinime sahip olup, ona keyif veren bir alanda uzmanlaşmasını öğütler.

Kendi verdiği bir örnek üzerinden devam etmek istiyorum; Güzel yazı yazmak. O, bunun için çok çalışılması gerektiğini belirtir. Kişi çok okumalı, seçtiği alanda bol bol yazı yazmalıdır. Ayrıca, güzel yazı yazma tekniklerini öğrenmelidir. Yeteneklerini geliştirmek için bol pratik yapmalı, denemeli, uğraşmalı ve alanında uzmanlaşmalıdır. Ama bu uzmanlaşma yetmez, mutluluğun sağlanabilmesi için, yazdıklarının değer de görmesi gerekir. Bunun için, eserlerini toplumun ilgili kesimleriyle paylaşmalı, onları dinlemeli ve eksiklerini giderip yazmaya devam etmelidir. İşte bu insan mükemmellik hissine, yani esas mutluluğa ancak bu yolla ulaşabilir. Özetle; öğrenir, çalışır, sunar ve yeniler. Farabi'ye göre; zenginlik, şöhret, arzularını tatmin veya şeref bir mutluluk kaynağı değildir. Bunlar gelip geçici, dışa bağımlığı ve aldatıcıdır. İnsanın yolculuğu önce içine doğru olmalı, sonra bunu eserleriyle dışarıya çıkartıp paylaşarak büyümesini sağlamalıdır.

Farabi ve İbni Sina hakikat yolculuğunun, vücuttan arınıp önce göksel varlıklar, sonra daha üst mertebedeki ikincil, üçüncül varlıklar ve en sonunda birinci varlıkla (tanrı) bütünleşmeyle olacağını söyler. Bu yolculukta kişi maddeyi geride bırakıp ancak ruhuyla devam edebilir. Bu mükemmel duruma geçmek, aynı zamanda mükemmel mutluluk anlamına da gelir, fakat sırf bu yüzden dünyevi işleri boşlayıp bir çilekeş olmak, ya da sufilerin takip ettiği yolu izleyip sadece maneviyatla buna ulaşma çabasını reddeder. Yukarıdaki anlatımda da görüldüğü gibi, öncelik dünyadaki yaşam ve buna yapılacak katkıdır. Toplumsal katkıyla, bir artı-değerle, karşılık beklemeden çoğalan bir paylaşımla, mutluluğa ulaşılabilir. Bu tez, filozoflarımızdan önce de dile getirilmişti. Onların da desteğiyle bu düşünce sistemi Avrupa’ya aktı ve  bir çok bilim insanı ve sanatçı bunu destekleyip zenginleştirdi.


Sufinin Mutluluk Kavramı

1207-1273 yılları arasında çoğunlukla Konya'da yaşamıştır. Bilinen en ünlü sufidir. Mesnevi ve Divan-ı Kebir'i o kadar popülerdir ki, hala Amerika'da şiirleri en çok okunan insandır. Tarihteki ilk kişisel gelişim uzmanı olarak düşünülür. Hakikata giden yolculukta sanatın esas alınmasını savunur. Dans, müzik ve şiir onun eserlerinde baş tacıdır ve bunlarla oluşan sezgi, duygu ve aşk haliyle hakikate ulaşılacağını söyler. Mevlana, tanrıya yaklaştıkça mutluluğumuzun artacağını ve onu tamamen anlayabildiğimizde (ya da eriştiğimizde) tam anlamıyla mutlu olabileceğimizi düşünmüştür. Mevlana'ya göre ruhlarımız vücutlarda birer ziyaretçidir. Zamanı gelince sonsuzluğa uçacaktır bu ruhlar, ama bu esnada nefsine yenik düşerse özünden uzaklaşacağı için, hakikatın en yüksek mertebesine ulaşması mümkün olamayacaktır. O yüzden, önce nefisten arınmak gerekir. Gündelik zevkler, özellikle yemek, içmek, şehvet, zenginlik ve diğer arzular kafadan tamamen silinmelidir. O da diğer filozoflarımız gibi çilekeşliğe karşıdır. Ayrıca, ibadeti de ön plana çıkartmaz. Fakat, bu noktadan sonra filozoflardan ayrılır. 

Bir kere bunun akıl yoluyla olamayacağını, yani sistematik bir mantık ve buna bağlı bilimsel yaklaşımın, bu yolculukta bize fayda getirmeyeceğini söyler. Daha önce de belirttiğim gibi, esas olan bir aşk halidir. İnsan yaratıcısına duyduğu aşkla, ona ulaşma, onla bütünleşme çabasına girebilir. Aradığı şey, Mevlana'nın üzerinde çokça durduğu gibi, bir manadır. Gündelik yaşam olduğu gibi devam etmeli, toplumun kurallarına uyulmalı, erdemli bir insan olunmalıdır, ama bundan ötesi insanın kendi iç yolculuğudur. Tabi, sanatsal bir yaklaşım getirdiği için, bu geçişin nasıl olacağını tam bir reçeteyle açıklamaz. O sadece gidilecek yeri ve bunun için kullanılacak temel araçları, son olarak da nelerden kaçınılması gerektiğini öğütler. 

Mesnevi'de (*), bu yolculuğun anlatımı için, bir çok hikaye örnek olarak verilir. Bunların arasında masallardan örnekler (Aisopos'tan, Kelile ve Dimne'den), fıkralar (Sağır adamın hastayı ziyareti) vardır. Diğer peygamberlerin hayatlarından, özellikle Musa Peygamber'den örnekler verir. Fakat, bunlar konuyu soyuttan alıp pratiğe çevirmez. Hikayenin orjinalinde verilmiş düşünceyi ya da öğüdü kopyalamaz. Aisopos'dan aktardığı aslana, kendi anlatımında başka bir anlam yükler. Onu nefsin vücut bulmuş hali olarak düşünür. Eserini okurken, bu tip metaforları bilmeniz, anlamanız gerekir ki, bu da şerhlerini okumadan pek kolay olmaz.

Yine de şiirsel yaklaşımı, aşkı ve gönlü ön plana çıkartan sunumu ve insanın içine bir yolculuğu öğütlemesi, kültürel anlamda çok ciddi kabul görmüştür. Tasavvuf ve Divan Edebiyatının en önemli eserlerinden birisi kabul edilip, bugünün deyimiyle spiritüel yolculuğun esaslarını ilk belirleyen insan olmuştur.

Gelecek bölümde, sosyal bilimlere geçeceğiz.

Sevgiler

(*) => Ben, Kenan Rıfai'nin Mesnevi Şerhini okudum. Bu eser, genellikle 6 ciltle sunulan Mesnevi'nin ilk cildiydi. Ne yazık ki devamı yazılmamış. Başında çok zorlandım. Her bir satırını dikkatle okuyup, sonra şerhinin üstünden geçip, gerekirse tekrar dönüp bir kez daha okuyarak, resmen ders çalışır gibi, bıkmadan usanmadan devam ettim. Zamanla anlatıma alışıp, az da olsa anlamaya başladım ve sonuna doğru şerhlerine bakmadan eseri bitirebildim. Bu (olası biçare) çabamın sonucunda, bu büyük insanın ifadesini az da olsa anlayabildim, ama başında da söylediğim gibi ilk cildiyle sınırlı kaldı. Devamını başka kişilerin yayınlarından okuyacağım, ama bu aralar sırasını getiremeyeceğim galiba. Haliyle, bu yazıyı da daha fazla bekletmemek için, yanlış anlama ve anlatma riskini alarak paylaşıyorum.




bottom of page