top of page

Endüstri Mühendisliği Yazıları-2 (Askeri Kantinde Simülatif Optimizasyon)

Önceki yazıda Çağlar Güven Hocamla aramızda geçen olayı ve endüstri mühendisliği üzerine fikirlerini paylaşmıştım. Özetle, diğer mühendislik disiplinlerinden bizi ayırt eden etmen, sentetik düşünme kabiliyetiyle öngörüsü zor sistemler için gereken optimizasyonu yapabilmemizdi. Bu fikir içime yer etmiş, mezuniyet sonrası okula dönüp simülasyon kitapları ve programının bir örneğini yanıma almıştım. Tabi nerede uygulayacağımı bilmeden.


2001 yılında mezun olmuştum ve krize denk geldiğimiz için iş bulmak büyük problemdi. Ben de krizi atlatmak için uzun dönem askerliğe başvurdum. 4 aylık eğitim sonrası ülkenin en doğusunda bir tugayda göreve gittim. Ömrümde Kırıkkale'nin doğusuna geçmemiş ben buralarda ne yaparım derken, tugayın askeri kantininde yeni dönem seçimi yapılacağını duydum. Aday olur musun dediler, en azından işime yakın diye düşünerek kabul ettim ve bir yıl boyu askeri kantinlerin muhasip subayı görevini üstlendim. Görevim tugaydaki 18 kantinle, 40'a yakın çay ocağının gelir-gider kontrolü, muhasebe işlemleriydi. Benimle beraber bir kasadan, bir de satın almadan sorumlu arkadaş daha vardı. Hevesle iş başı yaptım, ama hüsrana uğradım.


Göreve geldiğimizde kantinler dökülüyordu. Doğru düzgün ne ciro vardı, ne de nakit. Tedarikçiler her gün kapıda, borç olduğu için alım çok sınırlı, kilitlenmiş nakit akışı yüzünden çarkın dönmediği bir yapının içinde tıkanıp kalmıştık. Bizden öncekilerden sadece standart prosedürleri öğrenmiş, aramızda deneyimli birisi de olmadığından sadece mevcudu götürüyorduk.


Ama ben işi burada bırakmak istemedim. Nasıl para çevireceğimizi ve ciro arttıracağımızı bulabilmek için kantinleri gezmeye, buralarda görevli askerlerle konuşmaya başladım. İki şeye çok önem veriyorlardı, sigara ve atıştırmalık. Gerisinin çok para etmediğini söylüyor, bunlar sürekli olursa çok para kazanırız diyorlardı. Fakat sigarada bir problem vardı, haftalık vadeyle çalıştığımız için alım gücümüz (kasada para yok) çok düşüktü. Ben de Amerika'yı yeniden keşfedip bir envanter sistemi kurguladım. Önce, kontrolü arttırabilmek için tugay içindeki 2 büyük kantine odaklanıp, bunlardan günlük olarak satış verileri almaya başladım. Hangi tip sigara gidiyor, hangileri yürümüyor, analiz ediyorduk. O dönemki üç büyük grubun (*) tedarik günleri farklıydı. Birisi Pazartesi, diğer Çarşamba, sonuncusu da Cuma geliyordu. Sigaradaki paranın büyüklüğünü görünce, iyi giden sigaralara odaklanıp, az bir güvenlik payıyla alımları haftalık tüketimle sınırladım. (**) Sonra, raf yönetimini başlattım. Şöyle ki; günlerden Salı olsun ve Çarşamba günü Tedarikçi-2 gelecek diyelim. Eğer raflarda hala bu tedarikçinin markalarından varsa; diğerlerini aşağı indirtip (kolilerine), satılabilecek sadece tek bir grup ürün bıraktırıyor, böylece envanteri ödeme öncesinde erittirip paraya çevirtiyordum. Bu döngü çok etkili oldu. Birkaç ay içinde cirolar katlandı, ödemeler kolaylaştı. Etkisini diğer ürün gruplarında, artan alım gücümüzde görmeye başladık. Birçok yerde peşine dönüp, ciddi iskontolar aldık. Fakat bu bize ekstra kar getirmiyordu, çünkü askeri yönetmeliğe göre kar marjı maksimum %10 yapılabilirdi. Bu yüzden bizim odağımız ciro olmak zorundaydı.


Sigara ve atıştırmalıklarda (gofret, çikolata) bu takip bize nakit akışında nefes alma şansı vermişti, ama hala randımanımız (bence) düşüktü. Bu yüzden kantinlerin iş yapabilme kapasitesine odaklandım. Tugayın tam ortasında büyük bir kantin vardı. Akşamları Deliyürek gibi dizilerin izlendiği bu merkezi yerde bizim büyük bir dükkanımız vardı ve zehir gibi bir çocuk işin başındaydı. Yemeden içmeden, akşam 18-21 arası dükkanı açar herkese yetişmeye çalışırdı. Yanına bir adam isterdi, "Komutanım bana bir adam daha verin, burayı yıkarız valla." derdi hep. Fakat ben tugay komutanından bir türlü izni koparamıyordum. İşte bu noktada mühendislik devreye girdi. Bu kantindeki satışları maksimize edecek, kabul edilebilir reyon görevlisi sayısını bulacaktım. "Kabul edilebilir" diyorum çünkü çalışanlar maaş almadığı için objektif fonksiyona maliyet ekleyemeyiz. Marjinal etkiyi baz almak zorundaydım ama bunu tugay komutanına da anlatabilmeliydim.


Bilgisayarıma simülasyon programı kurup kitaplardan çalışmaya başladım. Bir kaç haftalık yoğun bir hatırlama ve pratik döneminden sonra nasıl bir şey yapacağımı şekillendirdim. Önce bizim ekipten aklı başında üç tane askeri seçtim. Bir yerden bulduğum kronometreleri onlara verip ölçüm için merkezi kantine gittik. Birincisi ne kadar zamanda bir müşterinin geldiğini, diğeri bizim reyondaki askerin teslimat süresini ölçecekti. (Sipariş alıp para üstüyle gönderdiği noktaya kadar) Sonuncusu da kuyruğu görüp geri dönenler ya da kuyrukta çok beklerken vazgeçenleri kaydedecekti. Bir hafta boyu her akşam ölçtüler. Sonraki hafta gönüllülük usulü, diğer kantinlerden bir askeri bu reyona ekleyerek çalışan sayısını arttırıp aynı ölçümleri tekrarlattım. Bütün datayı toplayıp bilgisayarıma döndüm.


Normalize ettiğim veriyi kurduğum simülasyon programına yükledim. Ortalama kişi başı gelir hesabını da gerçek verilerden çıkartıp programa ana çıktı olarak ekleyip her periyodda beklenen geliri hesaplattım. (Güven aralığı dahil tabi) Sonra sisteme iki asker koyup hesapları tekrarlattım ve ikinci ölçüm periyodu sonuçlarıyla karşılaştırdım. Aşağı yukarı tuttuğunu (ya da istatistiksel olarak reddedilemeyeceğini) görünce sisteme bir asker daha ekledim. Marjinal etki azalmaya başladı. 5. askerden sonra pek bir şey değişmez oldu, zaten yer de yoktu bu kadarına.


Sonuçları toparlayıp tugay komutanına gittim. Ona mevcut ciro ve ikinci bir asker daha koyarsak bunun neye yükseleceğini ama üçüncüden itibaren artışın ivmesini kaybettiğini hazırol'dayken anlattım. Önce önündeki kağıda sonra yüzüme baktı. Hafifçe gülümseyip, "Bu iş senin için neden bu kadar önemli?" diye sordu. Şaşırmıştım, hiç beklemiyordum. "Komutanım... Galiba, ben mühendis olduğum için... Komutanım..." diye yarı geveleyip, ama içimde bir şeyler parlamış cevap verdim. "Tamam, getir kağıtları imzalayayım Utkan." dedi ve adamı kopardık.


Hayatımdaki ilk optimizasyondu, ne kadar sübjektif de olsa. Bu ve diğer yaptıklarımızla kantin gelirlerini 10 katına çıkartmıştık. Bunun faydası da askereydi, çünkü kantin gelirleri ancak taburların askerlerle ilgili harcamalarında kullanılabilirdi. Yani, bizim elde ettiğimiz kar sayesinde yeni yataklar, televizyonlar vs alınıyordu.


Böylece gerçek hayattaki ilk denememde bölüm disiplinini olabildiğince koruyup, sonuç aldım. Bunun sayesinde iş hayatına girdiğim zaman, bol bol duyduğum yapamazsın, ölçemezsin, "Her şey matematik değil", "Come on guys, this is not rocket science..." gibi tarihin en çok tekrarlanan özlü(!) sözü, beni pas geçti. (***)


Umarım, o kantinde hala iki asker çalışıyordur. Üçüncüsü fazla gelir, bir de kavga çıkar inanın bana... :)


Sevgiler


(*) => Reklama girmemesi ve özendirmemesi için adlarını vermiyorum. Tedarikçi-1, 2 ve 3 diyelim...

(**) => Daha sonra Unified Supply Model'le güvenlik stoğuna ya da topyekûn tedarik sistemi optimizasyonuna bu kadar kafa yormuş birisi olarak; aslında güvenlik stoğunu yüksek tutmam beklenebilirdi. Fakat, burası askeri bir bölge, müşteri başka yere gidemez. Bu monopolistik durum yüzünden satış kaybı ancak hafta sonu iznine denk gelirse oluyordu.

(***) => Tabi belli bir süre. Sonra, çok kompleks düşünüyorsun, daha basit olmalısın vs başladı. Ben daha basit olmadım, sadece basitleştirebildiğimi anlattım. Kalanını içime attım ya da becerebildiysem denklemlere döktüm. Kodunu yazıp bir kaç tuşun arkasına gizledim.


bottom of page