top of page

Dalış Dünyası-9 (Sualtı Fotoğrafçılığı)

Merhaba,


Bu bölümde sualtı fotoğrafçılığına değinmek istiyorum. Klasik fotoğrafçılık bir sanat dalı olarak değerlendirilirken, sualtı fotoğrafçılığı için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bir kompozisyon yaratmak ya da aklımızdaki fikri ortama uygulayıp bir mesaj vermek pek mümkün değildir. Su altında geçirebileceğimiz zaman sınırlıdır, akıntı vardır, soğuktur, güvenlik konuları önceliklidir. Ayrıca fotoğrafını çekmek istediğiniz canlılar sizi pek beklemez, genellikle kısa bir bakış atıp ortadan kaybolur. Haliyle su altında ancak belli bir anı yakalayabiliriz. Bunun için de iyi bir makine ve lens, dengeli bir pozlama ve flaş desteğine ihtiyacımız vardır. Tabi bir de iyi dalgıç olmak gerekir; çekim esnasında yüzerliği koruyup hareket etmemek, dipten kum kaldırıp suyu bulandırmamak ve balıkların hareketlerimizden ürküp kaçmasını önlemek için. Daha önceki bölümlerde su altı eğitimi konularına değinmiştik, onun için burada tekrarlamayacağım ama biraz fotoğrafçılık üstünde konuşmakta fayda var.



Bu alanda uzmanlaşmak için önce fotoğraf eğitimi alınması bir şarttır. Fotoğrafta yeterli ışık, derinlik ve netlik için makinedeki ayarlar bilinmeli ve artı/eksileri anlaşılmalıdır. Ayrıca standart fotoğraf eğitiminde pek değinilmeyen (sevilmeyen) flaş kullanımı da su altında çok önemlidir, hatta diğerlerinden daha önemlidir. Derinlere indikçe kırmızıdan başlayarak görebildiğimiz renkler kaybolur. 40 metre sonrasında yani dalgıçlar için çok derin sularda artık yeşil ve mavi tonları dışında pek bir şey görülmez. Şansınızı zorlayıp daha da aşağıya inerseniz ortam kararmaya başlar ve artık görecek pek bir şey kalmaz. Kaybolan renklere karşı fotoğraf makinesinin bir şey yapma şansı yoktur, istediğiniz kadar perdeyi açıp bekletin sonuç alamazsınız. Derinlerde gerçek renkleri görmemizi flaşlar sağlar. Bunlar su üstünde kullanılanlara göre çok daha güçlü patlar ve makinenin enstantane (perde açıklığı) süresince film (ya da sensör) üstüne objeden yansıyan ışığın dolmasını sağlar. Özetle temel fotoğrafçılık eğitimine su altında flaş kullanım tekniklerini ekleyerek doğru pozu yakalayabilirsiniz.


Peki makine seçimi? İşte can alıcı kısım burasıdır. İyi bir makine ve yardımcı ekipmanlar için 100 dolardan başlayıp 10 binlerce dolara kadar para harcayabilirsiniz. Başlangıçta en iyisi Canon, Nikon, Sony gibi bilinir markalardan sualtı kılıfı (housing) olan kompakt makineler almaktır. Bu makinelerin kılıfları ayrıca satılır ve piyasada rahatlıkla bulabilirsiniz. (*) Dalış eğitimlerinde ikinci yıldız (AOWD ya da eşdeğeri) seviyesiyle beraber fotoğraf çekmeye başlayabilirsiniz. Öncesinde de mümkündür ama hem güvenlik konuları (çekime dalıp limitleri aşmak, ekibi kaybetmek gibi) hem de dalış becerilerinizin tam oturmamasından tavsiye etmiyorum. İlk fotoğraflar flu, tozlu ve yanlış ışıkta olabilir ama zamanla hem çekim kalitesi iyileşecek, hem de fotoğraflarınızın içeriği zenginleşecektir.


Eğer konuyu daha ileri bir aşamaya taşımak isterseniz, ciddi bir makineye (SLR) ve buna uygun kılıf ve harici flaşlara ihtiyacınız olacaktır. Bunun için Sea&Sea ve Ikelite, piyasada kabul gören en iyi markalardandır. Genellikle iki tip çekim üstüne yoğunlaşılır; geniş açı ve makro. Geniş açı çekimler büyük balıklar ve mercan resifleri gibi 90 derece üstü bakış açısı isteyen kompozisyonlar için kullanılır. Karenin düzgün çekilebilmesi için fotoğraf makinesini sudan koruyan kılıfın da buna uygun bir (dom) lens camı olmalıdır. Geniş açı çekim teknikleriyle su altının görkemini sergilerken, makro çekimlerle de ayrıntılardaki güzelliği ortaya çıkartabilirsiniz. Bu teknikle pozladığınız minicik objenin harika detayları ortaya çıkarırken fonunun flulaşması sayesinde çarpıcı bir portre yaratabilirsiniz. Her iki teknik de güçlü flaşlar isteyecektir. Ayrıca flaşların patlama gücüyle, daha önce bahsettiğim pozlama (enstantane ve diyafram) değerlerinin dengelenmesi gerekir. Fotoğrafın kalitesini ortaya çıkaracak ışık, derinlik ve keskinlik bu üç ayar ve arkalarındaki ekipmanın kalitesiyle mümkün olur. Aşağıda buna bir örnek var. İlk fotoğrafı kompakt bir makineyle dalış partnerim çekiyor. İkincisine ise daha kapsamlı ekipmanla tam karşıdan ben çekiyorum.


Benimkinin en iyi fotoğraf olduğunu söyleyemem ama aradaki farkı gösterdiğini umut ediyorum.



Bu alanda en büyük problem makinenin su almasıdır. Kılıfların kapakları ve hareketli aksamlarında o-ring denen, suyun içeri girmesini önleyen plastik koruyucu parçalar vardır. Bunların eskimesi, yırtılması ve bakımsızlığı makinenin su almasını sağlar. Tuzlu su ekipmanda ciddi tahribat yapar ve ancak zorlu bir bakımla kurtarılabilir. Ama her dalış günü sonunda gerekli bakımlar yapılır ve özellikle bu plastik koruyuculara gereken özen gösterilirse sorun olmaz. Şu ana kadar yaptığım dalışlarda sadece bir defa bu problemle karşılaştım; flaşlarımdan birisi su aldı. Bu flaşı teknik serviste tamir ettirdim ve senelerce kullanmaya devam ettim. Tabi bu özenli bakımın bir de maliyeti var; dalış grubunun diğer üyeleri akşam eğlenmeye giderken siz makinenizi temizler, bir sonraki gün için pillerinizi şarj eder, yani uğraşır durursunuz.


Sualtı fotoğrafçılığını öğrenmek için önce dalış eğitimi alıp yeterli beceriyi sağlayacak kadar dalış yapılması gerekir. Sonra klasik fotoğrafçılık eğitimi ve su altı teknikleri gelir. Ardından makine ve ekipmanları tanıyıp bütçeye uygun doğru kombinasyonun sağlanmasıyla iş başı yapılır. Uzun eğitim süresi ve mali gereksinimi insanı çok zorlar. Ama sonrası müthiştir. İnsanın en temel arzularından birisine seslenir; keşfetmek. Bir örnek vermek için aşağıdaki fotoğrafı dikkatinize sunuyorum.



Bu fotoğrafı 2008 yılında Ayvalık'ta çekmiştim. Yosun kütlesinin arasında zar zor gördüğüm (tırnağımdan küçük boyda) tavşanları çektim ve makinemin arkasındaki ekrandan kareyi kontrol ettim. Işık seviyesi ve keskinliği yeterli bulunca, oradan ayrılıp parkura devam ettim. Akşam eve dönünce makineyi yerinden çıkarıp bilgisayara bağladım ve fotoğrafları indirdim. Tek tek kontrol edip içlerinden iyilerini seçiyor diğerlerini siliyordum. Sıra bu kareye gelince bir şey dikkatimi çekti; büyük deniz tavşanın arkasında bıraktığı bir iz. Kaşlarımı çatıp o bölgeyi büyüttüm ve bunların tavşanın yumurtaları olduğunu fark ettim. Deniz tavşanı ben çekimi yaparken yumurtluyordu. Hemen yanındaki diğer tavşanla çiftleşmeleri bitmiş, yumurtalarını yosun öbeğinin içine bırakıyordu. Zor bulunur bir anı şans eseri yakalamıştım. Hemen arkadaşlarımla paylaştım ve büyük övgü aldım.


Benim gibi çektiği fotoğraflarda farklı ya da az bulunur bir şeyle karşılaşan bütün dalgıçlar aynı hisse kapılıyor. Dalış sonrası teknede beraber fotoğraflara bakılırken çekilen karelerde fark edilen bir sürpriz, ya da orada olmasını beklemediğimiz bir şey (örneğin açık denizden gelen meraklı büyük bir balık) hepimizi çocuk gibi sevindiriyor, neşeyle güldürüyor. Zaten amaç da biraz bu değil mi; çocuk olmak.


Bir sonraki yazı da su altında romantizme (?) gireceğiz.


Sevgiler


(*) => Piyasada çocuklarınızın da kullanabileceği 10-15 metre derinliğe kadar dayanıklı ve kendinden kılıflı makineler var. Alacakları başlangıç seviye dalış eğitimleriyle onlarda bu işin bir parçası olabilir. Ya da serbest dalışla inebildiği derinliklerde bir şeyler çekebilir. Deniz turlarınızın keyfine doyulmaz, artık hep kayalık bölgelerde yüzmek isteyeceklerdir.



Comments


bottom of page