top of page

Çocuk Eğitimine Katkı-1 (Uyku)

Çocuk eğitimiyle ilgili ilk konumuz uyku olacak. Çoğu insanın aksini düşünmesine rağmen, bebeklerin uyku düzeni daha 6 aylıkken kurulabiliyor. İyi bir uyku düzeninin, yani kesintisiz 12 saat uykunun faydası çok büyük. Bilindiği gibi kuzularımızın büyüme hormonları yoğunlukla uykudayken salgılanıyor. Ayrıca, zihinsel gelişim için de uykuya ihtiyaçları var. Hem yapısal değişim, hem de yorgunluğun atılması, çocuğun ruhsal durumuna da katkı sağlıyor. İyi uyumuş bebekler, diğerlerine göre daha huzurlu, neşeli, meraklı ve öğrenmeye açık oluyor. Uykuyla ilgili iki farklı yaklaşım üzerinde durmak istiyorum. Birincisi bunu bir eğitim konusu olarak alırken, diğeri evrimsel geleneğimizin devamı olarak görülebilir.

Kızımız Doğa, 1 yaşından beri akşam 20.00’de yatıp uyuyor. Gece boyu uykusu hiç bölünmüyor, ya da bölünse bile ağlamıyor. Kendisini sakinleştirip tekrar uykuya dalıyor. Küçükken uykuya daha fazla ihtiyacı olduğu için, sabah 8 gibi uyanıyordu. Şimdi okul başlayınca bunu 7’ye çekti. Bu uyku düzeni hem kendisi, hem de biz ebeveynleri için çok faydalı oldu. İşten yorgun argın geldikten sonra, önümüzdeki birkaç saati onunla dolu dolu geçiriyor, sonra o yatağına çekildiği zaman, baş başa kalabiliyoruz.

Bilinen en iyi uyku eğitim metodu Dr. Richard Ferber'a ait. Türkçe’ye de çevrilen kitabı Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri bu konuda bütün ihtiyacı karşılıyor. Biz bu kitabı okumadan önce, etrafımızdaki her aile gibi kızımızı uzun saatler boyu sallamamız, gece boyu uyanmalarına cevap vermemiz gerekiyordu. Bir yerde çıkmaza girdiğimizi düşünürken, eşim başka bir kaynaktan okuduğu bu metodu hatırladı ve hemen kitabını aldık. Konu bizim için öylesine ana gündemdeydi ki, 3 gece boyu kesintisiz okuyup kitabı bitirdim. (Zaten pek uyuyamıyorduk)

Kitapta uyku düzeniyle ilgili döngü ve sonuçları çok güzel anlatılıyor. Buna göre çocukların uyku döngüsünde 4 aşama var; Uyanık- REM - Hafif Uyku - Derin Uyku…

Çocuk uyku sürecine tam da bu sırayla giriyor ve genellikle ilk iki saatini dibe inip Derin Uykuda geçiriyor. Sonra yüzeye çıkmaya başlıyor ve “Uyanık” haline geri dönüyor. Sonra nadiren “Derin Uyku” olmak üzere, “Uyanık”, “REM” ve “Hafif Uyku” arasında, 10 saate yakın geziyor. İşte bu yüzeye tırmanmalarda, “Uyanık” aşamasına geçince, o bildik ağlama ve çığlıklar geliyor. Bu noktada klasik metodlar çocuğu pışpışlamak, su ya da süt vermek, yatağına uzanmak, kucağa almak, hatta bazen tamamen uykuyu kesip salonda gecenin bir köründe oyun oynamayı içeriyor. Ferber metodu bunları kabul etmeyip, asıl problem olan uyanışları çözüyor. Çocuk kendi başına uykuya geri dönüyor.

Metodun detaylarına girmeden önce kuzuların neden böyle bir stratejiye sahip olduklarını incelemekte fayda var. Daha kaba haliyle, çocuklar neden bu uyanık duruma geçip hayatı hem kendileri, hem de bizler için cehenneme çeviriyor? Bunu cevaplamak için Ferber'ın kitabında da aktardığı teori kulağa gayet mantıklı geliyor. Bugünü bırakıp Prehistorik çağlara dönelim. Atalarımızın küçük klanlar halinde yaşadığı, avcı-toplayıcı olarak adlandırılan bu dönemde, bebekler aileleriyle beraber mağaralarda yatıyordu. Bu mağaraların girişi açık olduğu için, yırtıcıların içeri girmesi olasıydı. Büyük olanlar (ayı ve kediler) bütün heybetleriyle geldiği için klan uyanıp direnebiliyor ya da kaçabiliyordu. Fakat tilki gibi küçüklerin, özellikle geceleri sessizce içeriye sızmalarını engellemek zordu. Bu küçük yırtıcıların en çok peşine düştükleri bebeklerdi. Bu yüzden minikler (evrimsel yolla) kendilerine bir güvenlik mekanizması geliştirmiş olabilirler. Uyanık duruma geçtikleri anda, etraflarına şöyle bir bakıp, koklayıp, dinleyip bir şeyin farklı olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Bu kontrol, bebeğin uyumadan önceki ortamla, mevcudu karşılaştırmasını sağlıyordu. Eğer arada bir fark hissederse, (örneğin mağaraya sızmış bir yılan gibi) çığlığı basıyor, bütün klanı uyandırıp kendisini korumalarını sağlıyordu. 

Bugünlerde evlerimizde böyle bir şey yaşanmıyor, fakat bebekler hala aynı kontrol mekanizmasına sahip olabilirler. Bu yüzden yatırıldıkları yerde, gece uyandıkları zaman bir fark görürlerse ağlamaya başlıyorlar. Örneğin; kuzucuğu annesi ayağında sallayıp, uyuduğu zaman yatırdıysa ve odadan çıktıysa, bu bebek gece uyanmasında annesini yanında görmediği için bir şeylerin ters gittiğini düşünüp ağlayabilir. Ve kucağa alınıp pışpışlanmadan da kolay kolay uykuya dalmaz. Ferber, işte bunu fark edip uyku sorununun temeline iniyor. Çocukların uykuya daldığı ortamla, gece uyandığı ortamın birebir aynı olması gerektiğini savunuyor.


Her ne kadar ben bir kısmını aşağıda özetlemiş olsam da, bu tekniği Ferber'ın kitabından okuyup, bütün detaylara hakim olduktan sonra uygulamanızı tavsiye ediyorum.

Bebeğin uyku eğitimi için önerisi şu şekilde;

  1. Akşam mutlaka karnının tok olmasını sağlayın, aç bebek uzun uykuya geçemez.

  2. Her akşam tekrarlanan bir ritüeliniz olsun uyku öncesi. Örneğin bir masal, hafif müzik, ninni vs. (**)

  3. Uyku zamanı gelince, sakince yatağına yatırıp, gece lambası dışında bütün ışıkları ve kapıyı kapatıp, odadan çıkın.

  4. Bundan sonra ağlamaya başlayan bebeğiniz için şu yolu izleyin; 3 dakika dışarıda bekleyip, ağlama devam ediyorsa içeriye girin. Kesinlikle kucağınıza almayın. Sadece elinizle temas edip, konuşarak sakinleştirmeye çalışın. 1 dakika kadar içeride kaldıktan sonra, ağlaması dinmese bile odadan çıkın. 5 dk bekleyip, tekrar girin ve 1 dakikayı geçmeyecek şekilde sakinleştirmeye çalışın. Sonra, beklemeyi 10 dk'ya çıkartın, yine 1 dk’lık yanına girişlerle. Ağlaması kesilinceye kadar 10’a 1’le devam edin.

  5. Gece boyu, uyandıkça da aynı düzeni devam ettirin. Asla ödün vermeyin ve bütün çağrılarına rağmen, kucağınıza almak gibi klasik yatıştırıcılara dönmeyin.

  6. İkinci gün bekleme sürelerini 5 - 10 -12 dk olacak şekilde belirleyin ve devamında 12 dk aralıklarla içeri girin. Yanında bulunma süreleri 1 dk’yı geçmesin.

  7. Bu şekilde devam eden bir çizelgeyi takip ederek çocuğunuzu, artık o ağladıkça içeriye kimsenin girmeyeceğine ikna edin.

  8. Bu küçük bebekler, sizi korkunç derecede zorlayacak silahlara sahipler. Boğulacakmış ya da eti koparılıyormuş gibi ağlayabiliyorlar. Bir anda kusup ortalığı mahvedebilirler. Ama her türlü silahlarına karşı düzenden ödün vermeyip, içeride yarattığı felaketi sakince temizleyip, dışarı çıkarak kaldığınız yerden devam etmeniz çok önemli.

Bu buz gibi sistemi devreye almak, özellikle bizim kültürümüz için hiç kolay değil. İlk günümüzü hiç unutamıyorum. Kuzuyu yatırıp dışarı çıkmıştık. Elimde bir kağıtta döngü çizelgesi, sıradakini işaretlemek için bir kalem ve bir kronometre. Koridorda yere oturmuş, eşimle el ele tutuşmuş, içeriden gelen ağlama krizini dinliyoruz. Eşimin gözleri yaşardı, birkaç defa kuralı çiğneyip içeri girmeye yeltendi. Ben onu sıkıca tuttum; ama bu benim daha sert olmamdan değil, birbirimize verdiğimiz söz yüzündendi. Ne ses varmış Doğa'da da, canımızı bizden aldı o akşam. Yaklaşık 2 saatlik bir çarpışma sonrası yenik düştü ve uyudu. Gece aynı düzeni koruduk ve ilk günü atlattık. 

İkinci gece de ritüeli uygulamaya devam ettik. Bu sefer yarım saat sürdü, ama ikimizi de eritti. Sonraki gece 10 dk sürdü ve bir daha da ağlamadı, uyanmadı. Böylece, problem tarihe karıştı. Kuzu odasına götürüldüğü zaman, artık ağlayınca kimsenin gelmeyeceğini biliyordu. Odaya gitmemek için de bir numara yapmıyordu, çünkü bu durum onun için de doğal döngünün bir parçası haline gelmişti. Ve akşam 9'dan sonra evimizde bir sessizlik hakim oldu. Biz de nefes aldık, kendi hayatımızı yaşamaya başladık.

Ferber'a gelen en büyük itiraz çocukların ağlatılarak eğitilmesi ve bunun uzun dönemde psikolojiyi yıpratma tehlikesiydi. Kendisi bu konudaki araştırmalarını derinleştirip, eğitim aldırdığı çocukları ileri yaşlarında takip etmiş. Sosyal ya da psikolojik açıdan bir fark, travma izi ya da okul hayatında başarısızlıkla karşılaşmamış. Aynısını biz de Doğa'da görüyoruz. Gayet sosyal ve huzurlu bir kız oldu. Günde ortalama 12 saat uyuduğu için gelişimi hep yolunda gitti, hatta yaşıtlarına göre ileri bile geçti. (Doktorunun düzenli gözlemleri…) Mental açıdan da hiçbir sıkıntı görmedik, hatta bu yazı dizisinin sonraki bölümlerinde görebileceğiniz gibi, bu alanda da kayda değer ilerlemeler sağladı. 

Ebeveynlerin genel yaklaşımı ağlamasına dayanamamak ya da kıyamamak oluyor. Fakat, hepsine tekrarladığımız bir şey var; Yukarıdaki düzende bebeği en fazla bir hafta ağlatıyorsunuz. Halbuki kendi düzenlerinde ağlamaları yıllarca devam ediyor. Özetini verdiğim metodun birçok varyasyonu ve problem çözüm önerisi var, hepsine değinemedim. Ve evet, ustasından dinlemeniz çok daha iyi olacaktır.


Ferber’ın eğitim metodu batı dünyasına daha yakındır; çünkü aileler hem kendileri, hem çocukları için kişisel alan isterler. Fakat, Kuzey Amerika ve Avrupa dışında bu durum geçerli değildir. Aileler, çocuklarıyla bir arada olmayı tercih eder. Şimdi bu yaklaşımın uykuya katkısına bakalım.


Birlikte Uyuma (Co-Sleeping) Yaklaşımı

Yukarıda belirttiğim gibi batı dünyası dışında kalan neredeyse her yerde beş milyon yıllık geleneğimiz tercih edilir, beraber uyumak. Aile geceyi yatakta beraber geçirir, bunun sayesinde bebeğin ısınması ve süt emmesi kolaylaşır. Güvenlik çemberi sağlandığı için korunması da kolaydır. Bebeğimiz, anne babasına temas ettiği için dokunma, koku ve adını koyamadığımız diğer hislerin yoğunluğuyla huzur içinde uyur. Ferber’ın eğitim metodunda bahsettiğim, evrimsel strateji (bebeğin ortamı ara ara uyanıp kolaçan etmesi ve fark görürse ağlaması) birlikte uyuma modelinde olumlu çalışacak, bebek bu yüzden ağlamayacaktır.

Bu yaklaşımın farklı versiyonları vardır. Aile fertleri, hep beraber aynı yatakta yatabilecekleri gibi, kuzuyu beşiğe koyup yataklarına birleştirebilirler de. Bizim toplumumuzda genellikle ikincisi tercih edilir. Bunun özel bir versiyonunda, beşiğin ebeveyn yatağına bakan tarafındaki koruma çıkartılır ve bebeğin anne- babasına teması sağlanır. Çok kıpırdanırsa, alıp geri koyarsınız beşiğine. Kuduruyorlar bazen. Birlikte uyumanın getirdiği sakınca bebeğin boğulma olasılığıdır. Özellikle altı aydan küçük bebeklerin, üstüne yıkılan anne babasını itmesini bekleyemeyiz. O yüzden yatış düzeni çok dikkatli ayarlanmalı, ebeveyn alkol ya da benzeri bir şey aldıysa kesinlikle aynı yatakta yatılmamalıdır. Zaman içinde bebek ayrı bir yatağa ve/veya odaya alınabilir. Ama bu şekilde başlamış bir çocuğun bir anda anne-babasından uzaklaşıp tek başına geceyi geçirmesini bekleyemeyiz. O yüzden uzmanlar, haftanın belli günleri beraber yatmayı ve bunu zaman içinde azaltarak devam etmeyi öneriyorlar.

Her iki yol da hiçbir şey yapmamaktan, yani geç saatlere kadar ayakta kalıp, bebeği kavga gürültü yatağa götürüp, gece boyu uyuması için sinir savaşı verilmesinden iyidir. Yapılan araştırmalar, her iki yoldan da çocuğun gelişiminde pozitif etkiyi göstermiş ama birisinin kesin doğru olduğunu ispatlamaya yetmemiştir. O yüzden, her ailenin kendine göre bir tercih yapması, ama ondan sonra da istikrarı koruması çok önemli. Eğer istikrar bozulursa, güven çemberini kırar ve gelişimi zorlaştırır, sekteye uğratabilir. Seçeceğiniz yol umarım daha huzurlu bir ev ortamı sağlayıp kuzunuzun gelişimine katkıda bulunur.

Gelecek bölümde zihinsel gelişime katkıdan bahsetmeye başlayacağım.

Sevgiler

(*) => Bu ritüele, bir aile dostumuzun tavsiyesiyle "Dudu" dediğimiz eşimin giydiği tişört ve atletleri ekledik. Bir süre giyilip de yıkanmamış bu tişörtler, kuzumuzu anında sakinleştiriyordu.. Çok büyük ihtimalle, tişörte geçen feromonlar kuzuya annesiyle ten temasında olduğu hissini verip yatıştırıyordu. O zamandan beri birçok yerde imdadımıza bu Dudular yetişti. Bir keresinde artık kirden rengi değişmiş Dudusunu alıp, yenisini veremediğimiz zaman (eşim hepsini yıkamıştı) çığlık çığlığa ağlamış, evi birbirine katmıştı. Teselli armağanı benim tişörtlerimden vermiştik de, eh işte... :) 9 aydan önce tavsiye etmiyoruz, boğulma tehlikesi olduğu için.


bottom of page