top of page

Ludwig Van Beethoven-4 (9. Senfoni)

Bu yazıyla, büyük müzisyenin hayatının son dönemine giriyoruz. Bir önceki bölümde belirttiğim gibi sosyal hayatında tam anlamıyla başarısızlığa uğramış büyük besteci, bekleneni yapmamıştı. Sahneden yavaş yavaş çekileceğine, klasik batı müziği ve belki de dünya müzik tarihinin en önemli eserlerinden birisini bırakmıştı. Şimdi bu esere daha yakından bakacağız.

9. Senfoni

Ludwig Van Beethoven, son senfonisini 1822 - 24 yılları arasında bestelemiş ve 1824 Mayısında Viyana'da prömiyer yapmıştı. O zamana kadar sergilenen senfonilerden temel bir farkı vardı, bu bir koral eserdi. İlk defa; büyük bir orkestra, ses sanatçıları ve koronun birlikteliğiyle bir senfoni sergilenmişti. (*) Eserin son kısmında yer alan şarkı, ana melodiye eklenip etkisini büyütmüştü. Koronun seslendirdiği şiirin adı Ode to Joy'du. Beethoven'ın bazı kısımlarına eklemeler yaptığı bu şiir, şair ve filozof Friedrich Schiller'e aitti. Bu şiiri eserinde kullanmasıyla ilgili günlüğünde şöyle not almıştı; 

Schiller’s poems are difficult to set to music. The composer must be able to rise far above the poet. Who can do that in the case of Schiller? In this respect Goethe is much easier. (**)

Küstah tavrını bir kenara bırakırsak, çağının en önemli düşünürlerinden birisi olan Schiller’den esinlenip eseriyle birleştirdiği bu şiir, basit ama çok etkileyici temasıyla ana omurgayı oluşturdu. Neredeyse her yerde duyduğumuz 9. Senfoni, şu ana kadar dünyada en çok çalınmış eser ve Avrupa Birliğinin resmi marşı olmuştur. (***)

Senfoninin ilk kısmı bir hiçlikle başlar. Klasik müzik konserine gidenler bilir; Orkestranın son akoru sahnede yapılır. Ardından, kısa bir ara verilir ve performans başlar. Fakat, 9. Senfoninin girişi bu akora bağlanır ve müzikal bir patlamayla başlar. Bunu Equilibrium adlı etkileyici distopya filminde görebilirsiniz. Bu filmde, 3. Dünya Savaşı sonrası toplumda hissetmek yasaklanmış, duygular ilaçlarla baskılanmıştır. Hissetmeyi ön plana çıkartacak her şey yok edilir. Buna büyük sanat eserleri, duygusal zenginlik ve huzur yaratacak ortamlar ve bunun savunucuları dahildir. İşte bu yerleri ortaya çıkartıp, sahiplerini etkisiz hale getiren Grammatton Cleric'lerin en iyisi (Christian Bale), bir hücre evi bulur. Evdeki eşyaları incelerken bir plağa rastlar ve gramofona koyar. Devamını Equilibrium: Beethoven Scene'de izleyebilirsiniz. Ömrü boyunca müzik dinlememiş ve körü körüne bunun kötülüğüne inanmış bir insanın, hayatında ilk duyduğu melodi 9. Senfoninin girişi olunca, sonucu çok çarpıcı oluyor tabi ki.

Eserin ikinci kısmı, en az birincisi kadar coşkuludur. Senfoni için belirlenmiş ana tema 'neşe' olmasına rağmen, bu kısımda konuyla ilgili pek bir şey göremeyiz. Bunun yerine coşkunun insan üstündeki yıkıcı etkisi daha doğru bir yaklaşım olabilir. Stanley Kubrick, Clockwork Orange'da bunu bolca ve abartılı bir şekilde kullanmıştır. Clockwork Orange:Beethoven sahnesinde bunu görebilirsiniz. Birlik ve neşeyle eşleştirilen bir eseri, hasta bir ruh dinleyince neleri çağrıştırdığını gösterir. Tartışmalı bir kullanımdır, kabul ediyor ve katılıyorum.

Eserin son kısmı, opera sanatçıları ve koronun devreye girdiği en görkemli ve etkili bölümdür. Bu kısımdan belli başlı yerleri zannediyorum herkes duymuştur. Ama bir bütün olarak dinlenmemiş olabilir. Esere duyulan saygıyı gösteren en ilgi çekici sunumlardan birisi, Japonya'da her Aralık ayında yapılan 10 bin kişilik bir koronun performansıdır. Orkestranın performans örneklerinden birisini 9. Symphony (10000 Japanese) adlı kayıtta görebilirsiniz.(4*) Artık bir gelenek haline gelen bu performansa katılmak için aylarca çalışan amatör sanatçılara sebebi sorulduğunda, zor bir yılı bitirmenin mutluluğu ve yeni yıla duyulan umudu anlatmasını söylemişler. Beethoven'ın hayatını izlediğimiz zaman da bu düşüncenin izlerini görebiliriz. Toplumun mevcut yapısına karşı devrimci karakteri vardır ama bu onu anarşistliğe sürüklemez. Kişinin kendi benliğini toplumun getirdiği sosyal baskıdan koruyabilmesi için, sanata dönmesi gerektiğini söyler.Dışarıda kopan fırtınalara rağmen kişinin bütünlüğünü sağlayıp, huzur ve belki de mutluluğu tadabilmesi için tek aracın müzik olduğunu iddia eder. Japonya'daki bu oluşum, bu iddianın 200 yıl sonraki bir kanıtı olabilir. Kültürel ve coğrafi farklara karşın, dünyanın öbür ucunda, gayet katı bir toplum Beethoven'ın müziğini ve fikrini kabul etmiş görünüyor.

Eserin prömiyeriyle ilgili dramatik bir olay vardır. Immortal Beloved adlı filmde bu olay çok güzel sahnelenmiştir. 9. Senfoninin ilk performansını anlatan Ode To Joy sahnesinde bunu izleriz. Beethoven sahneye çıkar, dinleyicilere sırtını dönmüş, kendi içinde bir yolculuğa çıkmıştır. Çocukluğu, acımasız babası ve doğaya ilk kaçışını birleştiren bu sahnenin sonu çok etkileyicidir. (5*) Gerçekte de olduğu gibi izleyiciler büyük bir coşkuyla alkışlarken, o hala eserini kafasında dinleyip şarkıyı söyler. Sonunda orkestra şefi dayanamayıp Beethoven'ı izleyicilere döndürür ve alkış kıyamet kopar. Kendi içine kapanmış, son 10 yıldır sahneye çıkmayan büyük bestecinin, bu karanlığın içinden bir anda çıkışı görülmeye değerdir.

Beethoven'ın, 9. Senfoni ile gerçekleştirdiği şeyi ben bir supernova'ya benzetiyorum. İktidar dürtüsü ve kibri onu toplumdan uzaklaştırıp, sosyal beklentileri karşılayamaz hale getirmiştir. Bu durum, enerjisi biten bir yıldızın içine çöküşünü temsil eder. Fakat dürtülerinin ötesinde, öylesine büyük bir deha ve müzikal yetisi vardır ki, (yıldızın parlamasını sağlayan füzyon gibi) bütün bu çöküşe rağmen görkemli bir patlamayla son eserini sunar.

Büyük bestecinin bundan sonra da, az da olsa eserleri olmuştur. Fakat, 9'un gölgesi hepsini örter. Yılların psikolojik problemleri (belki patalojisi) ve ağır alkol tüketimine bağlı fizyolojik yıpranma, Beethoven'ı bu dünyadan ayırır. Söylenene göre cenazesine 20 bin kişi katılmıştır. Zamanı için, özellikle aristokrasiden gelmeyen birisi olduğu düşünürsek, bu çok büyük bir sayıdır. Bu sayının üstüne o dönemde çıkabilen tek kişi, diğer yıpranmış deha Dostoyevski'dir.

Sevgiler

(*) => Performans için istenen ekip, iki orkestra, bir koro ve gönüllü amatörlerden oluşan bir gruptan oluşturulmuştu. Aynı akşam, Missa Solemnis'in de prömiyeri yapılmıştı ama 9. Senfoninin gölgesinde kalmıştı.

(**) => Alıntı yaptığım kitabın anlatımını bozmamak için İngilizce bıraktım. Bu ve benzeri bir çok konuda Beethoven'ın günlüklerinden notları Beethoven: The Man and The Artist adlı e-kitapta görebilirsiniz.

(***) => Bu eserin Voyager'a konulan Golden Record'a alınmaması çok talihsiz olmuştur. Eğer medeniyet ve kültürümüzü tanıtmak istiyorsak, Beethoven'dan tercihimiz 5 yerine 9 olmalıydı. Fakat, politik sebepler araya girebilir. Avrupa Birliği'nin resmi marşı olması bunu engellemiş olabilir. 

(4*) => Japonların nasıl böyle bir gövde gösterisine giriştiklerini BBC'nin haberinde görebilirsiniz. 

(5*) => Bu filmi 90'lı yıllarda sinemada izlemiştim. Paylaştığım sahnenin etkisiyle Beethoven hayranlığım başlamıştı.


bottom of page