top of page

Ludwig Van Beethoven-3 (Orta ve Geç Dönem)

Beethoven'ın, orta döneminde yayınladığı önemli eserler ve hayat hikayesiyle devam ediyorum. Önceki yazılarda bahsettiğim gibi, sağırlığı sosyal ilişkilerini önemli ölçüde tehdit ediyordu. Yakın çevresi bu durumu biliyordu, ama topluma daha yayılmamıştı. Ta ki, efsanevi piyano konçertosuna kadar.

5. Piyano Konçertosu (Emperor)

Beethoven, 2 yıl boyunca üstünde çalıştığı konçertonun sunumunu kendisi yapacaktı. O zamana kadar yaptığı gibi hem piyano çalıp hem de orkestrayı yönetmek istemişti. Fakat, ilerleyen sağırlığı yüzünden orkestrayı yönetemedi ve konser bir fiyaskoya döndü. Gary Oldman'ın Beethoven'ı canladırdığı Immortal Beloved adlı filmin 5. Piyano Konçertosu kısmında bu üzücü sahneyi görebilirsiniz. Bu olaydan sonra Beethoven, 9. Senfoninin premiyerine kadar bir daha insan önüne çıkmadı. 

Yukarıda verdiğim videonun sonuna doğru, Emperor'ın kalplere işleyen ikinci kısmının ana motifini duyabilirsiniz. Konçertonun 1. ve 3. kısımları virtüözite ve müzikal zenginlikle insanı vururken, bu 2. kısım duygusal derinliğiyle dinleyeni sarıp sarmalar. Bunun iyi bir örneğini Sense8 S1E3'de görebilirsiniz. (Ne yazık ki Youtube versiyonunu bulamadım, paylaşamıyorum) İzlanda asıllı güzel ama kaygılı kızımız, küçükken piyanist babasından dinlediği konçertoyu metro istasyonuna yürüdüğü tünelde duyunca, üstündeki stres geride kalır. Babasıyla ilgili bu zarif hatıra, bir anlığına içinde bulunduğu fırtınayı unutturup onu sıcacık çocukluğuna gönderir. Emperor’un 2. kısmını çalan kör piyaniste, uyuşturucu tacirlerinden çaldığı servet değerindeki parayı bırakır. Aslında bu para onu kurtarıp, son yıllardaki soğuk ve karanlık hayatını düze çıkartabilir ama Beethoven'ın bıraktığı iz çok daha güçlüdür.

7. Senfoni

Bu senfoniyi diğerlerinden ayıran çok önemli bir özelliği vardır, 2. kısımdaki duygusal fırtına. Aslında, senfoni gençlik dönemlerinden kalan eserlerine benzer, gayet neşeli ve olağandır. Fakat, girişteki neşeli havanın aksine, büyük ustanın kendine has melankolik bir imzayla sunduğu bu 2. kısım, belki de gelmiş geçmiş en karanlık temalardan birisidir. Bunun izlerini yine görsel sanatlarda bulabiliriz. 2. kısım, filmlerde yok oluş ve felaket sahnelerinde kullanılmıştır. Bununla ilgili iki örnek paylaşıyorum;

Birincisi, Nicholas Cage'in Knowing adlı filminden.  Filmin final sahnesinde, dünyanın yok oluşuyla beraber Everything Burns adlı sahnede 7. Senfoniyi dinleyebilirsiniz. 

İkincisi ise X-Men Apocalypse filminden. X-Men dünyasının en güçlü kötülerinden Apocalypse'in, Profesör X aracılığıyla Cerebro'yu kullanarak dünyadaki bütün nükleer silahları ateşlediği You Can Never Strike God sahnesinin arkasında yine bu senfoni vardır.

Bu yıkıcı bakışın aksine gayet yapıcı bir örnek de verilebilir. King's Speech'te Colin Firth, 2. Dünya Savaşı'nın eşiğinde Britanya İmparatorluğuna seslenirken, müthiş tiradının arkasında yine Senfoni 7 - II vardır. Bunu Speeking Unto Nations adlı sahneden izleyebilirsiniz.

1814 yılında Beethoven'ın sağırlığı kesinlik kazanmıştı. Artık, kendi anlatımıyla, hiçbir şey duymuyordu. Bu dönemle beraber etrafındakilerle iletişimi yazılı kurmaya başladı. Yanında taşıdığı defterlere yazdırdıklarına, yine yazılı olarak cevap veriyordu. Duygusal kontrolü iyice zayıflamış birisinin anlık tepkilerini içeren bu defterlerin büyük bir kısmı ölümünden sonra yardımcısı tarafınca yok edildi. Beethoven'ın görkemli varlığının bu defterlerden alınacak şeylerle kirletilebileceğini düşünmüştü. Keşke yapmasıydı. Bu büyük dehayı ve içinde yaşadığı dehlizi daha iyi anlamamızı sağlayabilirdi. 

Bir diğer önemli olay, 1815 yılında küçük kardeşi Kaspar'ın ölümüydü. Kardeşinin eşi Johanna'yla evliliğini hiç onaylamamıştı. Ama, bu evlilikten doğan Karl van Beethoven'ın velayetini üstüne almak istedi. Annesini ciddi bir şekilde aşaladığı ve kendi konumunu kullandığı velayet davasını kazandı ve Karl'ı ondan ayırdı. 9 yaşındaki bir çocuğu annesinden ayırmak  acımasızca yapılmış bir harekettir, ne olursa olsun tasvip edilemez. Fakat, bu davadaki hırsı Beethoven'ın ne kadar büyük bir mutsuzluk ve acı içinde olduğuna da işaret ediyordu. Önce ünlü olmak istemişti, kısmen de bunu başardı. Ama daha önce değindiğimiz sert tavır ve çıkışlarıyla bu ün lekelenmiş, saygı duyulan ama yanına yaklaşılmaz bir kaçık olarak görülmüştü. Sonra sevmek, sevilmek istedi. Yine sonu hüsrandı, istediğini bulamamış, hep reddedilmişti. Son olarak bir baba olmak istedi. Para, ilgi ve eğitimle Karl'ın gönlünü kazanabileceğini düşündü. Her anını onunla geçirmeye, eğitimini bizzat yönetmeye çalıştı. Fakat, çocuğu annesinden ayırdığı için beklediği gibi gitmiyordu. Karl, her fırsatta evden kaçıp annesine koşuyor ve özlem gideriyordu. Tabii ki Beethoven'dan korkuyordu. Duymayan, huzursuz, gergin, en ufak bir şeyde parlayan, beklentisi çok yüksek bu adamla, aynı ortamda (neredeyse) hapsedilmiş bir çocuktu. Bu durum kişiliğine yansıdı ve baskı altında zayıflamış yapısı, onu gençlik yıllarında intihara kadar sürükledi. Bu olaydan sonra Beethoven, baba olma konusunda da başarısız olduğunu anlayıp, Karl ile annesi arasındaki seti kaldırdı. Ve yine yalnız kaldı, yine mutsuzluk çemberine hapsoldu.

Sağırlığının resmileştiği 1814 sonrası son dönemi olarak kabul edilir. Bu dönemde aktardığım ailevi sorunlar ve sosyal çöküntü, üretkenliğini de etkiledi. Uzun süre hiçbir eser bestelemedi, bestelediklerini de halka sunmadı. Ama zaman içinde, piyano sonatı ya da trio eserlerini tekrar çıkarmaya başladı. Romantik dönemin tanımını yapan bu eserler için dönem sanatçıları, bir şey anlamadıklarını ama geleceği işaret ettiğini söylüyordu. Bunlar arasında en önemlisi 29. Piyano Sonatı Hammerklavier olarak görülür.

Bunlardan çok farklı bir eser daha vardı aynı döneme denk gelen. Şimdi buna bir bakalım.

Missa Solemnis

Her ne kadar yayınlandığı dönemde 9. Senfoninin gölgesinde kalsa da, Missa Solemnis gelmiş geçmiş en iyi Mass'lerden birisi, belki Bach'ın eserini bile geçip en iyisi olarak kabul edilir. Dönemin dini otoriteleri tarafınca talep edilen bu Mass (ilahi ayin müziği) için Beethoven önce zamanının çok öncesine gidip Bach gibi büyük ustaların eser ve kullandıkları yapıları inceledi. Kendisinin ilahi görüşünü de içereceğini düşündüğü bir eserin peşindeydi. Ölüm ve sonrası, ya da ölümsüzlüğün simgesi olmasını istemişti. BBC'nin Beethoven için hazıladığı belgeselde bu eserin ve ustanın o dönemki hayatıyla ilgili çok güzel bir sunumu vardır. Benim de favorim, Credo kısmının sonundaki dinlemeye doyulmaz Füg'dür. Bunu Beethoven BBC Documentary Part.15 adlı kısımda izleyebilirsiniz.

Hikayemizin sonuna yaklaşıyoruz. Sosyal ve duygusal anlamda başarısız, fiziksel yetersizliği yüksek ve fakir bir müzisyenin, bu dünyadan sessiz sedasız göçüp gitmesini bekleriz. Ama Beethoven için böyle olmaz. Aramızdan ayrılmadan önce şu ana kadar bestelenmiş en büyük eseri bırakır. Bir sonraki yazıda 9. Senfoniye saygı duracağım.

Sevgiler


bottom of page