top of page

Alman Savaş Makinesi -8 (Ekonomi)

Bu yazıda, Nazizm'in dönemindeki Alman ekonomisine bakıp, savaş makinesinin nasıl doğduğu ve neden çalıştırıldığını anlatmaya çalışacağım.

1929 yılı buhranından Almanya da nasibini almış, ciddi bir küçülme yaşamıştı. Bu ekonomik çöküş Nazilerin işine yaramış ve iktidara tırmanışları kolaylaşmıştı. (*) (**) 1933 yılında iktidara geldikleri zaman, ekonomiyi canlandırmak için ilk hareketleri yeni bir pazar yaratmak oldu; bayındırlık işleri. Şu an Almanya'da kullanılan otobanların büyük bir kısmı o dönemde yapıldı. Şehirler arası yolların iyileştirilmesi, tünel ve viyadük yapımları, basit inşaat işlerinin ve iş gücü talebinin artmasını sağladı. Bu işleri şehirlerde büyük devlet binalarının yapımı izledi. Bu şekilde, hem sanayinin ilgili kademeleri harekete geçirilmiş, hem de işsizliğe kısmen de olsa çözüm bulunmuştu. Kısmen diyorum, çünkü bu alandaki iş gücü talebi daha çok vasıfsız eleman içindi.

Ağır sanayinin harekete geçmesi ve vasıflı kadroların iş sahibi olabilmesi için daha kapsamlı bir plana gerek vardı; Silahlanma Programı. Hitler 1933 yılında, önlerindeki dönem için en önemli kalkınma maddesini “Alman Savaş Makinesinin” doğması olarak açıkladı. 1. Dünya Savaşı sonunda Alman orduları neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış, silah gücü yok edilmişti. Eğer Almanya hayalindeki büyük toplumu kurmayı hedefliyorsa, önce büyük ve güçlü bir orduya sahip olmalıydı. Bu fikri halka kabul ettirip, sanayiyi harekete geçirdiler. Ağır sanayi 1929 krizi sonrası neredeyse atıl durumda, %30 kapasiteyle çalışıyordu. Bu silahlanma programı sanayinin işine gelmiş, fırınlar yanmaya başlamıştı. Nazi döneminin sonuna kadar bu program devrede kaldı. 1933'de harcamaların %10'unu tutan bu program, 1944 yılında %75'e kadar gelmişti.

Alman sanayisi genel olarak hammadde ithal edip, bitmiş ürün ihracatı yapıyordu. (İhracatın %80'ini bitmiş ürün tutuyordu) 1930'larda, hammadde fiyatları global ölçekte artarken, bitmiş üründe aynı şey geçerli değildi. Cari açık tehlikesini engelleyebilmek için, Alman ekonomistleri çözümü otarşide (autarky) buldu. Hitler de bu fikri başından beri politik nedenlerle savunuyordu. Diğer büyük devletler ve özellikle kendilerinden aşağı gördükleri ırklarla ekonomik ilişki sıfırlanmalıydı. Ama, tam anlamıyla bir otarşi mümkün değildi, çünkü Almanya'da petrol gibi temel hammaddeler yoktu. Bu yüzden biraz yumuşatılmış bir versiyonuna dönüp, Alman etkisinde kalan ve kalabilecek Güney ve Güneydoğu Avrupa'ya yöneldiler. Hammadde ihtiyaçlarının önemli bir kısmını Balkanlardan sağlayıp, karşılığında makine ve kimya endüstrisinden gelen bitmiş ürünleri satıyorlardı. Kapsamlı bir otarşi için sentetik üretime önem verilmeliydi. İşte bu noktada IG Farben gibi dev şirketler devreye girdi. Döneminde Avrupa'nın en büyük şirketi, Dünyada ise en büyük kimyasal şirketi IG Farben (***), sentetik konusunda kauçuk ve gübreden başlayarak birçok farklı ürün çıkarttı. 1930'ların sonunda sanayinin önemli bir kısmı otarşi için sentetik mal üretimine geçmişti. Aynı dönemde, ticaret ilişkilerini sınırlandırdığı ülkeler ve iç kaynaklarıyla yaptıkları üretimi sayarsak, kendi kendine yeterlilik %96'ya kadar çıkmıştı.

Etki olarak küçükten büyüğe bayındırlık, otarşi ve silahlanma programları ekonomiye can vermiş, işsizlik sıfırlanıp sanayi hareket geçirilmişti. Sanayi gelirleri artarken, otarşinin etkisiyle hammadde fiyatları sabitlenmişti. Bunun üstüne bir adım daha atılarak emekçi fiyatları da sabitlenmiş, ya da yükseltilirken çalışma saatleri de arttırılıp saat başı ücretler sabitlenmişti. Peki bu nasıl mümkün oldu? Alman Çalışma Cephesi sayesinde. Naziler, iktidarlarıyla beraber sendikaları birleştirip tek bir örgüt altında topladılar. Bu örgüt Alman işçilerine daha önce görmedikleri tatil, kantin, yemek, eğitim gibi hizmetler sunulmasını sağladı. Fakat bunların getirdiğinden daha fazlası gitti ellerinden. Sanayinin cirosu artarken onların maaşları sabit kaldı. Hatta finansman kısmında değineceğim gibi, artan borçla enflasyon yaşanırken alım güçleri düştü ama genel olarak isyan yaşanmadı. Çünkü Alman işçileri kendilerine sunulan yol, bahçe, belediye, sağlık ve basit eğitim hizmetleri sayesinde emeğinden çalınan parayı gör(e)medi.

Peki artan devlet siparişlerinin yarattığı yeni pazarlar ve bunlardan gelen parayla sanayinin artan cirosu nereye gitti? Tabi ki sermayedarın karına eklendi. Sermaye devi şirketler, bankalar ve sahipleri olan Alman zenginleri bunu çok beğendiler. Nazi iktidarı tam onların istediği gibi davranıyor, sermaye artışını teşvik eden politikalar güdüyordu.

Peki devlet bu ekonomi politikasını nasıl finanse ediyordu? Yapılan yollar, tanklar ve sentetik malzemeler dış pazarlara satılamazdı. Bunların karşılığı önce özelleştirme, sonra da borçlanmaydı. Naziler iktidara geldikleri zaman, önce devletin elindeki bir çok işletmeyi özelleştirdiler. Buradan gelen para harcamaların finansmanında kullanıldı. Daha sonra, büyük sermaye sahipleri ve bankaları toplantılara çağırıp, yukarıda aktardığım pazar açma planlarını açıkladılar. Ekonomiye can vermek için, başlangıçta bu borç yüküne katlanacaklarını, sonra gelişen sanayinin dış pazarlarda gücünü arttırıp farkı kapatacağını öngördüklerini, 3. Reich'ın Almanya'nın tarihinde görülmemiş bir şekilde yükseleceğini anlattılar. Duygusal ve siyasi şema, sermayenin temel beklentisiyle örtüştü ve para kanalları açıldı. O dönem eldeki paranın kökeni; buhran öncesinden kalma borçların bankalara ödenmesi, küçük ve büyük işletmelerin gelirlerinden ayırdıkları birikim, büyük banka ve hissedarların daha önce piyasaya sürmedikleri kaynakları oldu. Devlet, büyük bir hızla borçlandı. Ana plan, kısa dönem borçların (hazine bonosu gibi) 1940'a gelmeden etkisini kaybedip, uzun dönemli borçların kontrolü alacağı üstüneydi. Fakat bu hiç böyle olmadı, çünkü sanayi kendisine yeni iç ve dış pazar açamadı.

İç pazarın büyümesinin önünde iki büyük engel vardı. Birincisi, özel girişimin yetersizliği ve buna bağlı yatırım eksikliğiydi. Bunun önündeki engel kartel ya da tekellerdi. Devletin iş birliği içinde olduğu büyük sermayedarlar, yasal kalkanlarla kendi alanlarında yeni özel girişimlerin önünü kesiyordu. İkincisi ise, çalışan kesimin gelir artışı olmayışına bağlı olarak tüketim ürünleri pazarının büyümemesiydi. Bunu biraz olsun hareketlendirebilmek için ünlü "Halk Arabası" (Volkswagen) kavramı ve şirketinin kurulumu yapıldı, ama tüketicinin gelir düzeyi bu alanda harcamaya da yetmedi. Yani devlet eliyle yaratılan ekonomi, etkisini tüketici mallarının üretimine aktaramadı, özel girişim devletin yerine geçemedi.

Sanayi devleri devlet-bağımlı işlerine devam ederken, büyük devletlerin pazarlarına açılamadılar. Bu piyasalarda rekabet edemiyorlardı. Ayrıca, 1930'lardaki faşist iktidarın dışarıdan görünümü pek de iyi değildi. Hiç kimse böyle bir rejimin hükmettiği sanayiden mal yada hizmet almak istemiyordu.

Sonuç olarak, hem içeride hem dışarıda beklenen pazar etkisi yaratılamayınca, borçların ödenememesi ve buna bağlı olarak ekonomik kriz gündemi yaklaşmaya başladı. Bu durumu öngören ekonomi bakanları (4*), defalarca konuyu Hitler'le görüşüp başka bir yol bulmaya çalıştılar. Nazilerin ilk önemli ekonomi bakanı Schacht, 1936 yılında, dış pazar potansiyeli arttırmak amacıyla bir Fransa seyahatine çıkıp, yeni pazar yolunu açmak istedi. Fakat bu iyimser deneme de hüsranla bitti ve geriye tek bir yol kaldı; Dış pazarları ele geçirmek.

Artan borcun ekonomik kriz getirmesi barizdi. Schacht'dan sonra bakanlığı üstlenen Walter Funk'un ilk tahminleri 1943'ü gösteriyordu. İşte bu noktada bir karar verilmeliydi; ya krizin getireceği yükü Almanya çekecek, ya da krizi erteleyecek (yada ortadan kaldıracak) bir savaşa girip yeni pazar ve kaynaklar ele geçirilecekti. Sermaye devlerine bu durum anlatılıp onayları alındı. (Yada itiraz hakları ortadan kaldırıldı) Çark dönmüş, borçlar tavana çıkmış ve devletin iflası yaklaşmıştı. Naziler iktidardan alınırsa kriz kesindi. Ama, yollarına devam edip dış pazarları ele geçirmeye başlarlarsa, sermaye devleri açığı kapatıp daha da zenginleşebilirdi. Avusturya ile birleşme ve devamında Çekoslovakya'dan alınan topraklar bunun çok da zor olmadığını gösteriyordu. Ne de olsa, Alman Savaş Makinesini sermaye devleri yaratmıştı. Güçlüydü ve korku salıyordu. Kısa sürede bir çok pazarı ele geçirebilirdi. İşte, bu bakış açısıyla yarattıkları canavarı serbest bıraktılar.

Savaşın ilk döneminde, Avrupa ve Balkanlardaki işgaller, planın işleyeceğini düşündürmüştü. Tam istedikleri gibi; bu bölgelerin ham maddesi sömürülüp, tüketici ihtiyaçları Alman sanayisi tarafınca karşılanıyordu. Ama bu yeterli değildi, çünkü Avrupa'da ele geçirilen kaynakların, savaş makinesinin harcamalarını karşılama şansı yoktu. Diğer siyasi sebeplerin birleşimiyle, Barborassa'nın önü açıldı ve Sovyet işgali başladı.

Plan, Sovyet gıda ve hammadde sistemine el koyup, buradan gelecek faydayla borçları kapatabilmekti. Fakat, beklenen olmadı. Sovyetler geriye çekilirken, faşistlerin eline geçmemesi için kalan her şeyi imha ediyordu. Almanlar ilerledikçe içi boşaltılmış ambarlar, sökülmüş fabrikalar ve yıkılmış şehirlerden başka bir şey bulamıyordu. Bir de üstüne, savaş dönemiyle ilgili yazdığım gibi, 6 ayda biteceği öngörülen ama bitmeyen savaşın harcamaları kırılgan Alman ekonomisine yüklenmiş, karşılığı bulunamamıştı.

Ekonomi, beklendiği gibi 1943 yılında iflas etti. Fakat savaş devam ettiği için borçlar ertelendi, sermaye devleri korkutuldu. Ayrıca, halkın temel ihtiyaçlarına kadar varan kesintilerle, savaş makinesinin bitmeyen açlığı doyurulmaya çalışıldı. Sonuç, büyük bir yıkım oldu.

Özetlemek gerekirse, buhrandan çıkan bir toplumun ekonomisini ayağa kaldırmak için bayındırlık, silahlanma ve otarşi politikasıyla pazar açılmak istendi. Bunun finansmanına önce özelleştirme, sonra büyük oranda borçlanma ile gidildi. Buradan doğan akışın sonucunda elde biriken sermaye, halka değil zenginlere dağıtıldı ve karteller oluştu. 30'lu yılların sonunda, beklendiği gibi yeni pazarların doğmadığı, devletin siparişi dışında Alman ekonomisine can verecek başka bir kaynak bulunmadığı ortaya çıktı. Bu da, kendi elleriyle yarattıkları Wehrmacht'ın harekete geçip, yeni pazarları işgal etmesine sebep oldu. Sözde sosyalist ve işçi yandaşı bu düzenin (National Sozialistische Deutsche Arbeiter Partei), aslında hırçın bir tekeller kapitalizmi olduğu ortaya çıktı. (5*)

Sermayedarlar makineyi büyütüp beslemiş, karşılığında artan kar beklemişti. Peki, orta ve alt kesim, bu savaş makinesinin doğumuna nasıl izin verdi? Nasıl parçası oldu? Bir sonraki yazıda, makinenin çarklarını oluşturan kesimin nedenlerine, yani sosyal ve psikolojik yapıya bakacağız.

Sevgiler

(*) => Nazilerin yükselişini bir belgesel havasında anlatan Hitler: The Rise of Evil adlı mini seriden izleyebilirsiniz.

(**) => Bu döneme birebir şahit olmuş William Shirer'in Nazi İmparatorluğu serisini okuyabilirsiniz.

(***) => IG Farben'ın Nuremberg duruşmalarında parçalanmasıyla, BASF ve Bayer gibi devler doğdu. BASF'ın Ludwigshaffen'daki tesisini ziyaret etmiş birisi olarak söylüyorum, bölünse ne fark eder... Böyle bir devi kim kontrol edebilir...

(4*) => Nazi döneminde iki önemli ekonomi bakanı vardı; Hjalmar Schact ve Walter Funk. Schact,1934 - 37 yılları arasında görev yapar ve bu yapının kurucusu olur. Fakat, savaş makinesinin yükselişini kabul edemez ve böylece görevden alınır. Funk 1938'de onun yerine geçip, kendisinden beklendiği gibi silahlanma programını hızlandırır, ama borç batağı sorununu çözemez. 1945 yılına kadar görevine devam eder ve Hitler'in yakın çevresinde yer alır.

(5*) => Charles Bettelheim'ın Nazizm Döneminde Alman Ekonomisi adlı kitabında bu konunun çok detaylı ve gerçek verilere dayandırılmış halini okuyabilirsiniz.




bottom of page