top of page

Alman Savaş Makinesi -6 (Neden Kazanamadı)

Wehrmacht'ın ana unsurları ve savaş tarihi üzerinden geçtik. Başından sonuna görkemli, korkunç, ama tehlikeli bir şekilde çekici bu dönemin geriye bıraktığı en önemli soru şuydu; Almanlar neden savaşı kazanamadı, ya da ne olsaydı kazanırdı. Bu konu üzerinde yapılan tartışmalarda çoğunluğun hemfikir olduğu maddeleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

İstihbarat

Savaşın başında da gördüğümüz gibi Alman istihbaratı, Sovyetlerin elinde savaşa hazır maksimum 240 tümenin olduğunu düşünüyordu. Almanların tamamen mekanize edilmiş birliklerinin ağır saldırıları bu tümenleri imha edecek ve tahminlerine göre yerine en fazla 50 tümen daha gelecekti. 1941 Ekim-Kasım aylarında Sovyetler iflas edecek ve kış savaşına gerek kalmadan hedef bölgeler ele geçirilecekti. Bundan o kadar eminlerdi ki, savaş ekonomi planına kış teçhizatı konulmamıştı. Ayrıca, operasyonun karlılığı ele geçirilecek tahıl, petrol ve diğer hammadde stoklarıyla arttırılarak, büyük karteller ve bankalar finansman için ikna edilmişti.

Fakat, gerçeklerden çok uzaktaydılar. Sovyetlerin aşırı kapalı rejimi, gerçek güçlerini (ya da potansiyellerini) Alman istihbaratının gözünden saklamıştı. Savaş boyunca, Sovyetler imha olan 240 tümenine karşı en az 200 tümen daha koydular. Almanlar bunu görebilseydi harekatı başlat(a)mazdı.

Coğrafya

Bir önceki maddede belirttiğim gibi harekatın en fazla Kasım ayını göreceği, yani kış koşulları için hazırlığa gerek kalmayacağı düşünülmüştü. Kış savaşından çekinmek yerindeydi, fakat en az onun kadar etkili olan iki önemli şey daha vardı; çamur ve uçsuz bucaksız bozkırlar. Sovyetlerin ulaşım altyapısı büyük şehirler arasındaki ana hatlar dışında çok kötüydü. Dar toprak yollar, kırsal kesimdeki ana ulaşım aygıtıydı. Sonbahardaki yağmurlar ve ilkbahardaki kar erimesi, bu yolları ve etrafını yoğun bir çamur deryasına çeviriyordu. Tankların ilerleyişinde sorun yoktu, fakat iş tekerlekli araçlar ve atlarla çekilen arabalar olunca, hareket kabiliyeti ciddi oranda düşüyordu. Bu sorun ilk defa 1941 sonbaharında görüldü. Çamur o kadar yoğundu ki, birçok yerde ilerleyiş durdu. Tanklar geriye dönüp, kamyonları saplandıkları yerlerden çıkartıyor, at arabaları piyade desteğiyle ilerletiliyordu. 1942 sonbaharında durum daha kötüydü. Stalingrad'a yürüyen ordular bir süreliğine durup, havaların soğumasını ve toprağın tekrar donmasını beklemek zorunda kaldı. Bu da, Sovyetlerin zaman kazanıp, hem istihkamları güçlendirmesini, hem de 1943 kışında gelecek çevirme hareketi için birlikleri bölgeye sevk etmesini sağladı.

Diğer bir önemli konu ise çok geniş ve yerleşimsiz alanlar boyunca hareket etmekti. Ordular sürekli ilerliyor, ama mola verebilecek çok az yer buluyorlardı. Birliklerin bu uzun yürüyüşlerinde, hem kendi hem de atlarının (savaşa 600 bin at katılmıştı) ihtiyaçları hep cephe gerisinden ikmal ediliyordu. Lojistik konusunda tekrar buna değineceğiz, ama yerleşim yeri görmeden, saldırıya açık bu tarla yürüyüşleri tedariki zorlaştırıyordu. Ayrıca açık alanda topçu atışı ya da bombardıman riski, orduların moral ve direncini çok yıpratıyordu. 

Kış koşullarına gelirsek; bilindiği gibi etkisi çok fazlaydı. Söylenene göre, Almanlar Moskova önündeyken başlayan 1941-42 kışı, o yüzyılın en soğuk ve şiddetli olanıydı. Sovyet resmi verileri ortalamayı -20'de gösterirken, Alman generalleri komuta merkezine -30'dan bahsediyordu. Kış gelmeden savaşın biteceğini düşünen Almanlar, gerekli kimyasal ve kıyafetleri hazırlamadıkları için, bu dönemdeki ileri harekatlarında hep başarısız oldular. Bunun sonucu kış dönemlerinde saldırı yerine bulundukları bölgeyi savunmak oldu. Kış bitip, ilkbahardaki çamur deryası kuruduktan sonra, ancak yaz dönemini yoğun saldırılarla geçirebildiler. Haliyle, ilerleyiş bahar ve kış aylarında donuyordu. Fakat, Sovyet endüstrisi makine, teçhizat üretimine devam ediyor ve Asya'dan daha fazla insan getirip yeni birlikler kuruyordu. Sadece yaz döneminde yapılan ilerlemelerle bu sevkiyatlar engellenemiyordu.

Petrol

Almanların savaşın ilk döneminde tek dayanağı Romen petrolüydü. Bu kaynak, mekanize birliklerin Avrupa'daki hızlı yürüyüşüne cevap verebilmişti. Fakat, tahminlere göre Barbarossa harekatını ancak 1942 ilkbaharına kadar destekleyebilirdi.

Savaşın ilk yıl içinde bitmeyeceği anlaşılınca, daha büyük bir petrol kaynağına ihtiyaç ortaya çıktı. Burada iki alternatif yol vardı; Güney cephesine öncelik verip Hazar petrollerine ulaşmak ya da bu savaşa hiç başlamadan Türkiye'nin işgaliyle Ortadoğu petrollerine ilerlemek. İkincisi pek akıllıca bir yol olmayacaktı. Birincisi, Türkiye'nin işgali uzun sürecekti ama asıl sorun bu değildi. Türkiye teslim olduktan sonra, Irak'la bağlantıyı kuran Almanlar, Amerika ve güçten düşmüş olmasına rağmen İngiltere'nin birinci öncelikli hedefi olacaktı. Irak, Suriye ve devamında Suudi Arabistan'daki petrol kaynakları Alman kontrolüne geçerse, Müttefiklerin savaşı kazanma şansı kalmazdı. Müttefikler ya bir çıkartma ya da Mısır'dan üzerinden ilerleyecek ordularla Anadolu'ya yerleşip, Almanların cephe gerisiyle bağlantısını keserlerdi. Ayrıca, Wehrmacht'ın odağı bu tarafa kayınca, beklenen kapsamlı bir Sovyet saldırısına karşı koymak zorlaşacak, mesafeler çok uzayacaktı.

Bu yüzden öncelik, Kafkaslardaki petrol kaynakları oldu. Ayrıca, Volga üzerinden Moskova'ya akan petrolün de yolu kesilmeliydi.

İşte bu kapsamda savaş planı değiştirilip, 1942 yılında Stalingrad ve Hazar-Kafkas seferi düzenlendi. Fakat, petrol yokluğu çoktan kendisini göstermiş, güney cephesinde ilerleyen birlikleri defalarca durdurmuştu. Sovyetler, bunu çok iyi kullanıp, aradaki boşluğu üretim ve asker yetiştirmek için kullandılar. Haliyle, diğer yazılarda açıkladığım gibi bu cepheler hezimetle sonuçlandı. Almanlar, büyük petrol kaynaklarıyla bağlantı kuramadı ve ellerindeki yegane kaynakla, Romen petrolüyle devam etmek zorunda kaldılar.

1943'ün ikinci yarısı itibariyle Almanlar genel olarak defansa geçtiği için, petrol ihtiyacı göreceli olarak azalmıştı. Ayrıca IG Farben gibi kimya devleri birçok alanda sentetikleri geliştiriyordu. Problem çözülmüş gibi gözükse de, savaşın başındaki gibi kapsamlı bir saldırı ihtimali artık kalmamıştı. Savunmayla savaş kazanılamazdı.

Sanayi & Lojistik

Alman savaş sanayi, mevcut ekonominin çok büyük bir kısmını kapsıyordu. Sonraki yazıda, Nazizm dönemindeki Alman ekonomisine değineceğiz, o yüzden burada ayrıntıya çok girmiyorum. Özetle, ana sanayi (Knupp, IG Farben gibi devlerin) üretiminin neredeyse tamamı devletten gelen siparişlere bağlıydı. Ağır ve hafif mekanize, teçhizat ve donanım üretimleri bu şirketlerin kapasitelerini dolduruyordu.  Ayrıca, daha önce örneklerini gördüğümüz, zamanının ilerisinde teknik ekipman da geliştiriliyordu. 1935 yılından itibaren başlayan silahlanma ve özellikle 1938 yılından itibaren yükselen üretim hacimiyle, 1941 yılında Wehrmacht tarihindeki en büyük mekanize orduya sahip olmuştu. Eğer bu üretim hızını sabit kabul edebilseydik, 1943 yılında kayıpların tamamının yerine konmuş olması beklenirdi, ama olmadı çünkü kaynaklar eriyordu. Ayrıca üretim devam etse bile, bunu ordulara ulaştırmak mümkün olmayacaktı.

Savaş ilerledikçe Alman birlikleri Sovyet arazisine yayıldıkça yayıldı. Operasyonun başında tedarik ağı için 600 bin araç (küçük ve büyük kamyon) düşünülmüştü. Zaten operasyon 1941 yılı içinde biteceği için, daha fazlasına odaklanmaya gerek yoktu. Fakat süreç beklenildiği gibi gitmediği için, birçok yerde ek ikmal ağları kurulması gerekti. Ordu yiyecek, içecek, kimyasal malzeme, mühimmat, yedek parça, sağlık malzemesi gibi kendisini ayakta tutması için yaşamsal önem taşıyan birçok şeye ihtiyaç duyuyordu. Bunu yerine getirebilmek için fabrikalar 7-24 çalışıyor, ama siparişlere yetişemiyordu. (*) Cepheyle gerisi arasında çalışan kamyonların ciddi petrol ihtiyacı vardı. Fakat Romen petrolü buna yetişemiyor, haliyle sevkiyatlar aksıyordu. Coğrafya kısmında bahsettiğim çamur ve kış koşulların da buna etkisi yüksekti. Bu yüzden, tedarik sistemi savaşan birlikleri doyuramadı. Eğer ordular biraz daha ilerleseydi, bu sistemin yetişme şansı da kalmayacaktı.

Direniş

Almanların karşılaştığı direniş muazzamdı. Stalin'in geri çekilmeyi reddeden emri, ülkesinin korkunç kayıplar vermesine sebep olmuştu, ama Almanları da yavaş yavaş eritmişti. Sadece 1941 yılında, 3 milyona yakın mevcutlu Sovyet ordusu, yerlerinden kıpırdamadığı için imha edilmişti. Fakat bunun karşılığında Almanlar da mevcut saldırı gücünün üçte birini kaybetmişti. 1942 yılından itibaren Sovyetler kontrollü geri çekilmeye başlayıp, direnişi büyük şehirlerde kurdular ve Stalin'in ünlü 227 no'lu emri yayınlandı. Geri çekilme olabilirdi, ama üst düzey komutan emriyle. Korkaklar ve paniğe kapılanlar hattın gerisine düşmeden öldürülüyordu. (**)

Bu durum direnişi insanlık dışı bir noktaya taşıdı. Sovyet askerlerinin emre itaat etmeme şansı yoktu, ceza ölümdü. Haliyle savunma yada saldırı, tam kelime anlamıyla 'ölümüne' yapılıyordu.

Yukarıda açıkladığım, lojistik ve tedarik sebepleriyle de yıpranan Alman ordusu buna karşılık veremiyordu. Sovyetlerin yeni taktiği şehir savaşları Almanların sonunu getirdi. En korkuncunu Stalingrad'da görmüştük. Güçlü birlikleriyle saldırıyor, saldırıyor ama bir türlü sonuç alamıyorlardı. Sovyetlerin, Asya'dan sürekli asker tedariki ve bu amansız direniş, Almanların üstesinden gelebileceği bir şey değildi.

Özetle; Almanlar, Sovyetlerin ordusu ve potansiyelini yanlış tarttı. Coğrafyanın getireceği yükü tam anlamadı. Petrol talep-tedarik dengesini kuramadı. Lojistik yeteneği, ordunun ihtiyaçlarını karşılayamadı. Sovyetlerin direnişinin üstesinden gelemedi. 

Yani, bu muazzam savaşın kazanılma şansı yoktu. Yukarıda saydıklarımdan birisinin üstesinden gelinmesi bile yetmiyordu, hepsine birden cevap verilmeliydi.

Peki bunlara rağmen ne olsaydı kazanırdı? Bir sonraki yazıda buna odaklanacağız.

Sevgiler

(*) => Bu konu pek araştırılmadığı için Bullwhip Effect söz konusudur diyebiliriz. Ordu sipariş veriyor ama mal gelmiyor, çünkü yol çok uzun. Bunun üstüne yeni sipariş misli misli oluyor. Haliyle her yerden akan siparişle öncelikler karışıyor vs...)

(**) => Bu insanlık dışı durumu, Enemy At the Gates adlı filmin giriş sahnesinde izleyebilirsiniz. (Ne kadar abartıldığı söylense de...)



bottom of page