top of page

Karamaji Öyküler (Duygu'nun Mektup Arkadaşları)

Duygu'dan Elif'e...

Elif merhaba,

Ben artık senin mektup arkadaşınım. Bunlar başlamadan önce seni tanımayı isterdim, ama olmadı. Hastanede olduğunu duydum ve annem kendini yalnız hissetmemen için sana yardımcı olmamı istedi. Bu bana da iyi gelecekmiş, çünkü haftalardır burada kapalı yaşıyoruz. Nerede dersen, bizim evin alt katında.

Bizim evin iki katı var. Alt katı bir ay önce kapattılar, içeriye de sadece annemle ben girdik. Bir çok usta geldi buraya.

Mehmet Amca bizim boyacıdır, ara ara gelirdi zaten iş çıktığında. Bu sefer öyle olmadı ama. Boya yerine her yeri alçıyla kapattılar. Mehmet amca bunları yaparken hep maske takıyordu, gözlüğü vardı. Neden diye sorduğumda, virüs yüzünden dedi. Biz yaşlıları çok etkiliyor, o yüzden takıyorum dedi. Benden sana bulaşmaz dedim, ama dinlemedi.

Ben çok iyi beslendiğim ve derslerime düzenli çalıştığım için virüs bana bulaşmazmış, dedem söylemişti. Şimdi o da melek oldu biliyor musun? Neyse, ama boyacı Mehmet amca, olmaz yinede dedi. Sorun zaten sana değil bana bulaşması, o yüzden maske takıyorum dedi. İşte o bir güzel boyadı, her yeri tamir etti.

Sonra, camcı bir amca geldi. Bütün camları, kapıları kontrol etti. Şerif Usta bizim evde elektriklere bakar. O bayağı bir uğraştı. Kocaman bir makine getirdiler, alt katın bahçesine koydular. Babamla bir sürü şey konuştular. Yanlarına çok yanaştırmıyorlardı beni, uzaktan sordum. Bu makine elektrikler gidince alt kata ışık verecekmiş. Bazen giderdi elektrikler ama, bu sefer öyle değilmiş. Çok uzun süre gelmeyebilirmiş, o yüzden bu makineyle biz kendi elektriğimizi üretecekmişiz. Baktırmadılar bana yakından, zaten o ara hiçbirisi yanına yaklaşmama izin vermiyordu.

En son da, en çok sevdiğim Fırat Usta geldi. Sulara o bakar evimizde. Beni de hep yanına çırak yapar, yardım ister. Fakat, bu sefer o da beni yanına yaklaştırmadı. Sebebini sordum, o da hasta olmaktan çok korkuyormuş. Neyse, ben de uzaktan izledim. Evimizin önüne kocaman bir vinç geldi. Bahçeye çok ama çok büyük bir tanker indirdiler. Buna su konulacakmış, biz istedikçe buradan alacakmışız.

Bu işler bitince bir taşınmadır sorma gitsin, alt kata bir sürü şey doldurmaya başladılar. Annem ve babam kıyafetler, kitaplar, yiyecek, içecek, ne varsa taşıyıp durdular. Ben de yardım edeyim dedim, izin vermediler. Halbuki eskiden böyle yapmazlardı. Evde her şey ortak deyip, illa beni de çalıştırırlardı. Bana maske taktırıp, kendi odamda beklettiler.

Anneannemle teyzemde benim en sevdiğim şeyleri yapıp yolluyorlar. Kendileri gelmiyor ama, çok üzülüyorum. Yine de, teselli armağanı olsun diye mantı yapmışlar bana. Çok severim biliyor musun?

En son da Arzu Abla geldi. Yanında bir sürü ilaç getirdi. Annemle uzun uzun konuştular.

İşte böyle. Şimdi annemle beraber burada yaşıyoruz. Babam sadece camdan bize bakıyor, bir de hoparlör var, oradan konuşuyoruz.

Mektubunu bekliyorum. En çok hangi çizgi filmi sevdiğini de söyler misin?


Elif'den Duygu'ya...

Duygu merhaba,

Yazdıklarının hepsini okuyamadım. Nefes almak çok zor oluyor, bir de bu kocaman balonun içindeyken pek iyi görünmüyor. Doktor ablalardan birisi okudu bana bu yazdıklarını. Diyorum ya nefes almak zor oluyor, bir de bunun gürültüsü var. Nefesimi tutup dinlemeye çalıştım, ama onu da çok yapamıyorum. Ama bu abla beni çok seviyor, hep yanımda duruyor. O işte, defalarca okudu bana mektubunu. Sen evindeymişsin, burası gibi değilmiş orası. Burada bir sürü çocuk var. Ama hepsinde de bu balonlardan olduğu için konuşamıyoruz. Benim en sevdiğim çizgi film, Ekuestriya Kızları. Senin ki nedir? Başka neler yapıyorsun?

Bunları doktor abla yazdı beni dinleyip...


Duygu'dan Elif'e...

Elif merhaba,

Benimki de Ekuestriya Kızları. Şarkı söyleyip, kötü kalpli kızları kovuyorlardı. Bu kötü kızların boyunlarında kırmızı kocaman kolyeleri vardı. İşte Ekuestriya Kızları, şarkılarıyla bu kolyeleri kırmışlardı.

Doktor ablana çok sevindim. İyi ki yanındaymış. Ona da bir resim çizdim, mektubun yanında yolladım. Benim balonum yok, nefes alabiliyorum. Ama burada kapalı kalıyorum. Neyse ki, annem yanımda. Her gün derslerimize çalışıyoruz. Ödevlerimi yaptıktan sonra, anneannem ve teyzemle konuşuyoruz. Hep ağlamaklı yüzleri var. Ben korkmayın diyorum. Evde oturursanız bulaşmaz size diyorum. Onlar da tamam senin sözünü dinleyeceğiz diyorlar. Babam, hep bahçede. Camdan benimle konuşuyor, derslerime yardım ediyor. Akşamları da masal okuyor. Senin doktor ablan da sana okuyor mu?


Elif'den Duygu'ya...

Duygu merhaba,

Ablama söyledim, bana masal okumaya başladı. Çok seviyorum masalı. Annemi çok özledim. Nefes almak çok zor…


Duygu'cum ben Elif'in doktoru Aysun Ablan. Elif, çok zorlanıyor sana bir şey söylerken. Bu yüzden uzun yazamıyor, ama sen kesme lütfen. Hem yazdıklarını okuyorum, hem de masal. Çok hoşuna gidiyor bunlar, lütfen ona destek olmaya devam et. Bu arada bana yolladığın resmi yatağının başına astık.


Duygu'dan Elif'e...

Elif merhaba,

Doktor Aysun Abla yanında galiba. Anladım, o çok seviyor seni. Ben de çok seviyorum. Biraz daha burayı anlatayım sana. Dedim ya annem sürekli yanımda, babam da hep camın önünde duruyor. Hatta hasta olmuş, sürekli dışarıda durmaktan. Ama yine de ayrılmıyor bahçeden.

Daha önce böyle değildi ama. Virüs çocukları yenemiyor, ama yaşlıları melek yapıyordu. Biz hep evde kaldık, yaşlılar hasta olmasın diye dışarıya çıkmadık. Babam, bir şeyden hep düşünceliydi. Çok yayıldı, değişecek bu şey diyordu. Bir kelime daha söyledi ama aklımda değil şimdi. Çok yayılınca bu virüs, değişebiliyormuş. İnsanlar söz dinlememişler, çok yanlış bir şey yapmışlar. Dışarıya çıkıp geziyorlarmış hep. Bize bir şey olmaz diyorlarmış. Babam hep anlamıyorlar, ne olacağını bilmiyorlar deyip deyip sinirleniyordu.

Sonra dediği gibi olmuş. Virüs artık değişmiş. Çocuklara saldırmaya başlamış. Onun için beni içeriye almışlar. Annem de o yüzden hep benim yanındaymış. Kapılar o yüzden hep kapalıymış. Bir süre burada kalacakmışız. Okula hiçbir çocuk gidemiyormuş. Ama, annem derslere devam edeceğimizi söylüyor. Sonra, babam da matematik derslerimi veriyor. Bir de bol bol sebze yersem, hiçbir şey olmayacakmış.

Sana bir resim daha yaptım. Bunda ikimiz beraber denizdeyiz. Suyun altında bir hazine varmış, dalıp onu arıyoruz beraber.


Elif'den Duygu'ya...

Duygu'cum,

Ben Doktor Aysun Ablan. Ne yazık ki Elif melek oldu. Ama uçmadan önce seni çok sevdiğini söyledi. Annesi bu yazdıklarını ve resimleri aldı.

Burada daha bir sürü çocuk var. Bunlardan birisi seninle mektuplaşmak istiyor. Adı Emre. Eğer onunla yazışmak istersen, ben kim olduğunu anlatacağım ve ikimiz de merakla mektuplarını bekleyeceğiz.


Duygu'dan Emre'ye...

Emre merhaba,

Duydum, Elif melek olmuş. Orada çok mutludur, merak etme. Doktor Aysun Abla anlatmıştır beni sana. Bu arada ben derslerime çalışıp, yemeklerimi yiyorum. Ama boğazım ağrımaya başladı. Annem eskisi gibi değil, sürekli ateşimi ölçüp, bana şuruplardan içtiriyor. Babam da eskisi gibi değil. Görüyorum, sinirli biraz. Bana gülümsüyor ama annemle konuşurken kaşlarını çatıyor. Ama olsun, ben sebze yiyorum, ödevlerimi yapıyorum. En çok sevdiğim de, banyoda uzun uzun duşun altında ponilerimi yıkıyorum. Bir de yeni çizgi filmler gelmiş. Ben lego çizgi filmlerini izliyorum. Sen de izliyor musun?


Emre'den Duygu'ya...

Duygu merhaba,

İyi olmana çok sevindim. Ben de Elif gibi balon içindeyim. Doktorlar bize çok iyi bakıyor. Ama nefes olmak çok zor oluyor. Bir de sürekli öksürüyorum. Burası dolmuş artık. Bütün hastanede çocuklar varmış. Başka yer kalmamış, o yüzden yeni gelen çocukları eve gönderiyorlarmış. Bu yüzden çok kavga çıkıyormuş, anne babalar bizim yattığımız yerlere girmeye çalışıyor. Polis amcalar onları çıkartıyor.

Yanımda yatan bir kız vardı. Nefes alamadı. Aysun Abla koşup geldi, perdeyi kapattı, ama tam kapanmadı gördüm ben…


Duygu'cum, ben Doktor Aysun Ablan. Emre, gördüklerini anlatmamı istemedi sana.


Duygu'dan Emre'ye...

Emre merhaba,

Bugün kendimi pek iyi hissetmiyorum. Öksürüyorum, bir de her yerim ağrıyor. Söylediğin gibi hastaneler dolmuş, beni götüremiyorlarmış. Biliyor musun, anneannemle teyzem buradalar. Ama camın dışındalar. Onlar benimle konuşurken, annem babamla diğer odanın camından konuşuyor. Merak edip yanlarına gittim, bağırıyorlardı. Korkup kapının arkasına gizlendim. Bir sürü ülke sayıyorlardı. Annem tedavi yok derken, babam olsun deneyelim diyordu. Anlaşamadılar. İkisi de ağlıyordu. Annem hızla yanımdan geçti, beni fark etmedi. Babam çok üzgün ya, ben de onun durduğu camın karşısına geçtim. Bana her zaman ki gibi, kuzum dedi. Baba üzülme dedim. Ben sebzeleri iki kat yiyeceğim, bir de hep matematik çalışacağım dedim. Böyle iyileşirim, bir şeyim kalmaz dedim. Babam fena oldu, çok ağladı, çok bağırdı. Yanına anneannemle teyzem geldi, onu tutup götürdüler.

Annem de sakinleşti. Ben çok yoruldum, sonra yine yazarım sana. Lego oynamayı sever misin?


Emre'den Duygu'ya...

Duygu merhaba,

Burada durum bildiğin gibi. Az nefes, bol çocuk. Doktorlar sürekli değişiyor. Aysun Abla da hasta olmuş, onu da yatırmışlar. Başka bir doktor abi geldi, o bakıyor artık bana. Her yerim ağrıyor, bir de su altında kalmış gibi oluyorum bazen. Legoyu ben de çok severim. Ama burada oynayamayız. Şarkı da söylüyor musun? Yaz gelince denize gider miyiz beraber?


Emre'den Duygu'ya...

Duygu'cum merhaba, ben Doktor Fırat Abin. Aysun Ablanın yerine bakıyorum…

Ne yazık ki, Emre melek oldu... Senden haber alamadık bir süredir, iyi misin?


bottom of page