top of page

Kanseri Nasıl Yendim-1 (Teşhis)

Bir kere kolay yerden sordu...

Ayrıca, Lawrence Einhorn sayesinde üstesinden gelebildim. O olmasaydı, muhtemelen şu an vasiyet yazıyordum.

37 yaşımdayken, kanser teşhisi beni ben yapan her şeye çarptı. (*)

Sonra beni aldı, bir güzel yoğurdu ve baştan yaptı. Zaten biliyorsunuz, ya öldürüyor, yada garipleştiriyor. (**)


Bu yazı dizisinde sizinle, kanserle mücadelemizi ve öğrendiklerimizi paylaşacağım. Buradaki amacım, tecrübeyi paylaşmak ve ihtiyacı olanların (ki olmasın lütfen) bir kenarda tutmasını sağlamak. Ayrıca, engel olabilmek için bir şeyler yapabileceğimizin de bilinmesi. Her yazı, kanserle savaşın (öyle böyle değil, topyekün bir savaşın) nasıl geçtiği, üstesinden gelebilmek için ilaçlar ve iyi doktorlar dışında nelere ihtiyacınız olabileceği üzerine bir konuyu ele alacak.

Fakat, bu yazı dizisi bir hayat dersi, ya da kişisel gelişim programı değildir. Tedavi oranı yüksek bir hastalık geçirmeme rağmen, konuyu bir kahramanlık hikayesine çevirmeye de çalışmayacağım. Lütfen, kendimi yanlış ifade etmeyeyim. Ne yaşam koçuyum, ne de bir guru. Sadece kendi derdini ve bu derdine yaklaşımını paylaşan biriyim.


Tarihçeye geçelim mi?

2015 Temmuz ayı başında, iş için Amerika’ya gittim. Dönüşte ailece tatile çıkıp Marmaris’e gittik. Bir gariplik vardı ama bende, geceleri uyuyamıyordum. Daha doğrusu, saat 3 gibi uyanıp sabaha kadar yatakta dönüp duruyordum. Önce Jetlag olduğunu düşünmüştüm, ama şaşırdım da, çünkü geçmişte yaptığım uzun yolculuklar bu kadar sarsmıyordu bünyemi. Tatilin üçüncü günü basit bir uyku ilacı aldım eczaneden. Normalde hemen etkisini gösterirdi, ama bu sefer işe yaramadı. 2 tane, 3 tane daha içmeme rağmen, bir türlü uyuyamıyordum. Bu esnada daha önemli bir şey oldu, sol testisim şişmeye başladı. Bir gün içinde normal boyutunun iki katına çıktı ve ciddi ağrı yapmaya başladı. Internet’te araştırdığımda, iltihap, damar büyümesi veya sıvı birikmesi olabileceğini gördüm. İltihap ilaçla, diğer ikisi ameliyatla geçiyormuş. Konuyu bir kutu antibiyotikle kapatabileceğimi umut ederek, ilgili yazıların en altında yer alan “Testis Kanseri” kısmını okumadım bile. Bu hastalık için en önemli gösterge ağrısız bir kitleydi, ki bende böyle değildi. Bir kaç gün içinde ağrılar dayanılmaz hale gelmişti. Biz de tatili yarıda kesip erken döndük İzmir’e.

Fotoda, İzmir’e dönmeden önce, ben ve çekirdek ailemi görüyorsunuz. Güzel karım Gamze, ve 2,5 yaşındaki kızımız Doğa... :)


Hemen doktora gittim. Üroloğum “Muhtemelen iltihap, ama biz bir ultrason çektirelim.” dedi. Ultrason çeken doktor, “Sen futbolcu musun? Sağlam bir darbe mi aldın?” diye sorular sormaya başladı. Çünkü sol testisimde bir kitle görünüyordu. Raporu gören ürolog kaşlarını çattı ve “Dur, bir de kan testi yapalım” dedi. İstediği gibi kan verdim ve beklemeye başladım. Ben hala fikren çok uzağım olan bitenden. Öğleden sonra 4 gibi doktorun odasına girdim. “Utkan, kapayı kapat ve yanıma gel” dedi. Sonra yanına oturtup, bilgisayardan kan sonuçlarını gösterdi. AFP: 1200 / Beta HCG: 146 (***)


Normal bir insanda 5’in altında olması gereken AFP tümör belirteci, ben de 1200 çıkmıştı. Ben şaşırmış, hayrete düşmüş, hatta bir miktar korkmuştum. (İleride daha çok korktum) Doktorum, “İstersen başka görüşlerde al, ama bu bir tümör” dedi. “Ama, huyunu bilemeyiz, hemen endişelenme” diyerek de sakinleştirmeye çalıştı. Çok sonra öğrendim, iyi huylularda AFP’nin çıkma ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu. “Sonuç olarak, hemen operasyon.” dedi. “Yarın sabah 7’de, sol testisini hemen alırız. Haydi, sen yatış ve operasyon işlemlerini başlat” diyerek beni uğurladı. Tam olarak kendimde değildim, ama yine de işlemleri başlattırdım ve eşimi arayıp durumu anlattım. Hemen geleceğini söyledi ve ben hastanenin önüne çıktım.


Hiç unutmadığım bir andır. Hastanenin karşısına geçip bir sigara yaktım. Tam acilin karşısında duruyor, insanların koşturmasına bakıyordum. Artık daha fazla korkuyordum, çünkü doktorun söyledikleri birleşmişti. Tümör belirtecinde yüksek sonuç. Endişeliydi doktorum, hemen sabaha operasyon diyordu. Testisimde yoğun bir ağrı. Gece uykusuzluk, iştah kaybı... Tamam dedim kendi kendime. Son aşamadayım ve herhalde bu haftayı çıkartamıyorum. Ve, bir anda üzerime bir ağırlık çöktü. Düşüp bayılmadım, ama etrafımla ilişiğim önemli ölçüde kesildi. Bu akış anında içimden bazı sorular yükselmeye başladı;

Ses: Ailene yeterince zaman ayırdın mı Utkan?

Ben: Evet, ayırdım. Son üç senedir, mesaiyi kestim. Akşamları çalışmıyor, hafta sonlarını aileme ayırıyorum.

Ses: Peki kendine yeterince zaman ayırdın mı?

Ben: Tabi ki. Dalışlarıma gittim. Gezdim, müzik dinledim, yüzdüm, kitap okudum. İyiyim, mutluyum bunlarla...

Ses: Arkadaşların?

Ben: Ne yazık ki hayır. Çoğunluğu İstanbul’da. Arada sırada telefonla konuştuk. Ama uzak kaldım onlardan.

Ses: ...

Ben: Eee?

Ses: ...

Ben: Sormayacak mısın işleri? Kariyer, statü, başarı?

Ses: ...

Burada kesildi sohbet. Daha doğrusu, sorgusunu çekti gitti. İleride bu ana geri döneceğiz…

Biz hikayemize devam edelim. Gamze (eşim) geldi biraz sonra. Arabayı park edip, koştu bana. Sarıldık birbirimize ve ağlamaya başladık. İkimiz de çok korkmuştuk. Gamze, “Nasıl olur” diyordu. “Gençsin, güçlüsün. Nasıl olur?”, yüzüme bakıyordu. “Bilmiyorum Gamze” dedim. “Şu an tek bildiğim, bu operasyon için gereken hazırlığı bitirmeliyiz” İki taraftan işe koyulduk. Ailelere haber verdik, yatış ve ameliyat işlemlerini tamamladık. Ben şirkettekilere haber verdim, sağ olsunlar hemen geldiler.

Bu fotoda ise hastaneye yattığım sabah. Doktor 07:00’de ameliyata alacağı için, erkenden gittik. Damar yolum açılmış, müzik dinliyorum, ameliyat öncesi...


Bir sonraki gün ameliyata girdim ve sol testisim alındı. Beni odaya aldılar ve akşamına da taburcu ettiler. Kolay bir operasyonmuş, testisi karın bölgesinden bir kesikten aldılar. Sonra bitmek bilmeyen, karanlık bir bekleyiş başladı. Testisi, patoloji sonucu için laboratuvara yollamış, sonucunu bekliyorlardı. Nihai teşhis ona göre konulacaktı. Tabii ki, hemen internet araştırmalarına başladım. Önce saçma sapan sitelerde gezindim, işin detayını anlamadığım için. Ama sonra hiç beklemediğim bir yerden ciddi yardım aldım; Ekşisözlük. Sayfalar dolusu entry vardı kanser ve türevleri hakkında. Buradan bir çok şey öğrendim, en azından basit kuralları anladım. İçim biraz olsun rahattı, çünkü nereye baksam yüksek tedavi başarısını görüyordum.


Aynı haftanın Cumartesi akşamı Ekşisözlükten “Akciğer Kanserini” okuyordum. O ana kadar okuduğum başarı hikayeleri bir anda silindi, çünkü burası berbattı. Bir tek iyi sonuç yoktu, bütün hikayeler hüzünle kapanıyordu. Ve o akşam, 20 senedir içtiğim sigarayı bırakma kararı verdim. "Basit bir versiyon beni ne hale getirdi, akciğer gibi bir şeyle nasıl başa çıkarım" diyerek son sigara paketimi, içi dolu olmasına rağmen çöpe attım. "Zorlanırım, ama üstesinden gelirim" diyordum kendime. Açıkçası pek zorlanmadım, çünkü çok daha büyük bir derdim vardı. Alıştım yokluğuna ve aradan geçen bunca zamana rağmen, eski isteğim hiç doğmadı... (4*)

Pazartesi sabahı patoloji sonucunun geldiğini öğrendik. Doktor hastaneye çağırıyordu. Koşarak gittik. Hasta sırasını bozup, bizi içeriye aldı. Yine o bakışı vardı, gözleriyle beni delmek ister gibiydi. “Utkan, sonuçlar iyi değil” dedi. “Bak burada yazan bir kanser türüdür. Ama, merak etme durum çok kötü değil. Testis üstü lenf bezine atlamamış. Bu iyi bir şey, lenf yolunu takip etmeyebilir. Ama, içine damar yapılmış. Yani kan yoluyla atlayabilir.” Elinden geldiğince, bizi sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben göreceli olarak iyiydim, ama Gamze dağılmıştı. Onu hiç böylesine korkmuş bir halde görmemiştim.


“Peki şimdi ne yapacağız?” diye sordum. “Önce tekrar bir kan alalım, sonrasını konuşuruz. Onkoloğa ihtiyacın olacak.” dedi. Kan verdikten sonra hastane karşısından bir cafe’de oturup İzmir’in iyi onkologlarını araştırmaya başladık. Web’den, arkadaşlarımızdan, ailemiz aracılığıyla çevreden, bir çok isme ulaştık. İlk 5’i belirledik ve kan sonuçlarını almak için doktora geri döndük. Bu sefer bizi gülümseyerek karşıladı ve “Sonuçlar iyi, tümör belirteçlerin düşüyor” dedi. Testisimin alınmasından bir hafta sonra AFP 433’e, Beta Hcg ise 7’e kadar düşmüştü.

Buraya teknik bir parantez açayım; Her iki tümör belirteci için belirlenmiş bir yarılanma ömrü varmış. Eğer kanser öldüyse yada vücuttan alındıysa, AFP değerinin, 7-10 gün aralığında yarıya düşmesi beklenirmiş. Yani benim kanserim testisle beraber gittiyse, kanda gezen AFP’yi vücut her hafta yarısı oranında temizlermiş. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum, ama bu hesaba göre min 8, maks 12 haftada, AFP’nin 5’in altına düşmesi gerekiyordu. (Kabaca 12-13 haftada düştü benimki...)


Doktorum rahatlamıştı, çünkü eğer vücutta yayılım ciddi oranda olsaydı, bu değerler düşmez, yükselmeye devam edermiş. Devamında beni batın ultrasonuna soktu ve organlarımın genel görünümün temizliğiyle, bu durum tasdik edildi.

Gamze, çok rahatladı. Bu işin devamında anlatacağım  bazı arbedeler oldu, muhtemelen ülkemizin güzide sağlık mekanizması yüzünden. Ama herşeye rağmen, Gamze'nin bir daha yüzünde o sabah ki ifadeyi görmedim, sanki ağır gripmişim gibi bakıyordu bana. Sebebini aylar sonra sorduğumda, o gün tehlikeyi atlattığımı “anladığını” söyledi. İyileştiğimi biliyordu. (?!) (Kadın faktörümüz var bu son denklemde, anlamadığım konulara girmiyorum)

“Şimdi, bir tomografi çektirmen gerekecek. Olasılık vermiyorum, ama vücutta yayılmış olabilir, bunu görmeliyiz. İyi bir onkologla devam edersin ve muhtemelen bir veya iki kür kemoterapi alırsın.” dedi doktorumuz. Teşekkürler ederek çıktık ve ikinci aşamaya geçtik.


Bir sonraki yazıda, tedavinin belirlenme sürecini anlatacağım. Tabi bu sürede bizim de çok ciddi hazırlıklarımız oldu; beslenme, bakım ve psikoloji açısından. Sonraki yazıda bunlara da değineceğiz.


Sevgiler


(*) => Bir kanser hastasının sözüdür, nerede okudum hatırlayamıyorum; “Bir anda gelip, her şeyi alt üst eder ve duygusal açıdan korkunç bir çöküntü yaşatır. Ama yavaş yavaş gider, haliyle çöküntünün karşılığı olan sevinci asla doya doya yaşayamazsın. Hep soru işareti kalır.”

(**) => Batman Dark Knight’daki muazzam Joker performansında, Heath Ledger’in giriş sahnesindeki ünlü sözü; “What doesn’t kill you, simply makes you stranger...”

(***) => Bu tümör belirteçleri hakkında daha detaylı bilgiyi Tumour Marker listesinden alabilirsiniz.

(4*) => 3 dakika kuralı çok işime yaradı. Herhangi bir anda, canınız sigara istediğinde, eğer 3 dakika beklerseniz içmeden önce, çok büyük bir olasılıkla içmiyorsunuz. Sigara talebi çok şiddetli oluyor, ama hızlı sönüyor. Tavsiye ederim...



Comments


bottom of page