top of page

Felsefe-1 (Sonsuzluğun Kıyılarında)

Evrenin ötesinde neyin olabileceği, teoloji ve modern fiziğin odağıdır. Şu ana kadar ortaya atılan ve biz bu konunun teknik tarafını anlamayanlara kadar inen, en mantıklı model şöyledir; Sonsuz bir yokluğun içinde, anlık bir dalgalanma sonucu madde-enerji ikilisine karşı, anti-madde ve anti-enerjinin oluşumu, yani evren ve anti-evrenin başlaması ya da patlaması. Daha farklı bir dille, sonsuz bir varlığın (ki bilinçsiz, saf ve birdir) içinde anlık bir dalgalanma sonucu ortaya çıkan düzensizlik bir patlamaya sebep olmuş, bu da genişleyip bildiğimiz evren haline gelmiştir.

Felsefi bir düşünce atlası olarak kabul edebileceğimiz bu fikir, önce kozmos ve evren arasındaki farkı tanımlar. Kozmos sonsuzdur ve hiçlikten (nothingness) oluşur. Onun bu sonsuzluğu, saftır, birdir ve değişmezdir. (Buraya kadar tanrı inancıyla uyumlu gider) Bundan sonlu, uzay-zaman dediğimiz evrenin oluşması için, hiçliğin bir yerinde bir dalgalanma olur. Bu dalgalanma sonucu standart modelin kütle kavramını üstüne inşaa ettiği Higgs alanı oluşur. (*) Higgs alanı üstünde kütle kazanan maddeyle evren dediğimiz şey ortaya çıkar. Bu şey akıl almaz bir hızla ve ölçekte yayılır ama sonludur. Bu sonlu yapının, kendisiyle aynı olduğu düşünülen anti-yapısı (yani anti-evren) simetrisidir. Hiçlikten var oldukları gibi, birleşmeleriyle hiçliğe geri döneceklerdir. (**) Burada en önemli nokta bilinen evrenin ötesindeki yokluktur. Bu anlaşılması zor (belki imkansız) bir şeydir. Yok olan bir şeyin aynı zamanda kozmosu oluşturması yüzünden sonsuz olduğunu düşünüyoruz. Bir şey hem sıfır, hem de sonsuz olabilir mi?

Sonsuzluğun kıyıları olarak adlandırmaktan hoşlandığım bu alan, insanoğlunun düşünsel alanda en çok zorlandığı ve çaba sarf ettiği konudur. Okuduğum bir çok filozof, eserlerinde bu yolculukta en önemli aygıtın soyut matematik olduğunu savunuyor. Onlar kadar bilgi birikimi ve düşünsel yeteneğe sahip olmayışıma rağmen, ben de aynı fikirdeyim. Hatta, Calculus'un yaşadığımız evrenden çok bunun ötesine ait olduğunu düşünüyorum. Neden derseniz, limit konusuna bakalım. n sayısı, sıfır ya da sonsuza giderken çözdüğümüz denklemlerin sonuçları tam olarak evrene ait olamaz. Çünkü sıfır yada sonsuz bizim yaşadığımız yerde yoktur. (***) Ancak, bulduğumuz sonuçla, gerçek (?) hayattaki duruma yakınsarız, o da en fazla Planck ölçeğinde. Daha yakın bir şey olması, şu aşamada bildiklerimizle mümkün gözükmüyor. 

Kozmosla ilgili sorguda, soyut matematik çok önemli bir akıl yürütme aygıtı olarak düşünülmelidir. Olay sadece fizik altında, standart model ya da sicim teorisi değil, daha ötesine bakmak, sadece sıfır ve sonsuzun olduğu bir yeri anlama çabasıdır. Bunun diğer bir bakış açısı, ölümdür.


Varlığı, sıfır ve sonsuz arasında kalan her şey olarak düşünebiliriz. Sonludur, sayılıp, ölçülebilir. Fakat, yokluk ölçülemez. Biz canlılar için yokluğa denk düşen, yaşamsal sürecin sonu olan ölüm bilinemez. O bizi sonsuz bir yokluğa sürükler. Bu spekülasyonla şuna ulaşabiliriz, soyut matematik yaşayan varlıklardan çok ölüme odaklanır.Haliyle, teolojideki tanrıyla ölüm eşleşir. 

Bunu sanatsal anlamda, iki filmden örneklemek istiyorum. Game Of Thrones serisinde, izleyenlerin çok sevdiği Arya karakterini eğiten Syrio Florel'in tiradı; There's only one god and his name is death. Bu söylem dizinin sonunda çok önemli bir yer edinecektir. Diğeri ise, Titan'ların Savaşı filmindeki, Hades'in kendisini tanıttığı sahne; What do you know of beauty. What's more beatiful than death

Özetle, sıfır ve sonsuzun beraber açıklanabileceği ilk alan felsefe, onun ortak dili de soyut matematikdir. Eğer bu düşünsel yolculuğun bulgularını sınamak istiyorsak, ancak uygulamalı bilimlerle yapılabilir, bu da öncelikle fiziktir.

Sevgiler

(*) =>  Bu Higgs Alanı nedir? Umarım anlatabilecek kadar anlamışımdır; Basitçe şampuan kıvamında bir şey düşünün. Bu şampuana batırdığınız her şeyin etrafını kaplar, onu yavaşlatır ve kütle sahibi yapar. Şampuana giren şeyin kaybettiği kinetik enerji, kütlesi olarak geriye döner. Bu kütlenin ne kadar enerji kaybından oluştuğu da, ünlü E=mC2 formülünden çıkar. Higgs alanının maddeyle iletişimini sağlayan Higgs bozonudur. (CERN'de 2013 yılında %95 güvenirlikle gözlemlediklerini açıkladıkları parçacık)

(**) => Tabi bu hiçliğe dönme fikri kulağa pek hoş gelmez. O yüzden, bu sistemde bir asimetri gerekir ki, sonumuzun yokluk olduğunu bile bile devam etmeyelim. Bu asimetrinin, tam olarak anlayamadığımız yokluğun en temel korkumuz olmasından kaynakla ortaya çıktığını ve desteklendiğini düşünüyorum.

(***) => Sonsuz daha çabuk kabul edilebilir. Sıfıra karşılık gelecek şey mükemmel vakumdur. Bunun evrende mümkün olmadığı, hem temel modellerde, hem de benzetimli deneylerde görülmüş. Haliyle, evren içinde boşluğun tam olarak boşluk olmadığını düşünebiliriz.


bottom of page